KÜRDİSTAN’DAKİ SON SALDIRILARA DAİR DÜŞÜNCELER

Anti-sömürgeci güçlerinin ortak paydası ulusal zeminde oluşan bağımsızlık ve özgürlük talebidir.

Kürdistan’daki son gelişmeler ve topyekun saldırılarla birlikte Kürd karşıtı odaklarca yürütülen kara propagandayı iki kategoride değerlendirebiliriz:

  1. Grupta yer alanlar, cahil ve sürü kültürünün etkisiyle güce tapan, kişisel ve ailevi çıkarlar doğrultusunda yandaş görünme içgüdüsüyle karşıt gördüğü her farklılığı, düşünceyi, örgütlülüğü, düşman kavramıyla ifade etmeye çalışan bağnaz fikirli “ben bilmem taptığım güç bilir” mantığının esiri olan sıradan kesimlerdir. Bunlar her zaman güçlüden yana tavır almayı bir yaşam biçimi olarak görürler.
  2. Grup diye değerlendirmeye tabi olan çevre ve bireyler ise, tamamen işgalci devletlerle organik bağları ve ilişkileri olan görevli birey ve odaklardır. Bu kesimin başarmak istediği tek şey bilgi kirliliğine dayalı Kürd toplumunun siyasal dinamiklerini parçalamak, güçten düşürmek ve nihai hedeflerinden uzaklaştırmak için onları uzlaşmaz bir karşıtlılık temelinde karanlık labirentlerde hapis etmektir. Bir nevi Kürd siyasal dinamiklerini birbirleriyle “terbiye” etmek ve enerjilerini boşa harcamak istiyorlar…

Ne yazık ki, kürd siyasal aktör ve dinamikleri arasında bu senaryolara gönüllü görev yapacak dublörler mevcuttur. Bunların kullandıkları dil Kürd’e karşı şiddetsever ve yıkıcıdır, küçümseyici ve yok edicidir. Beklentileri ve hayal dünyaları düşmanın yenilgisi üzerine değil, aksine rakip gördükleri dinamiklerin yenilgisi üzerine kuruludur. Onlar için Kürd ve Kürdistan bir ayrıntıdır, önemli olan kişisel çıkarları ve örgüt getosunun yarattığı toplumsal baskıdır. Yıkım ve yenilgi ikliminde yaşam emarelerini hayal ediyorlar.

Oysa hepimiz biliyoruz ki, ortak düşmana, işgalcilere karşı geniş bir siyasal cephe oluşturmak, hem tarafların meşrutiyetini pekiştirir, hem de kazanma şansını kat be kat artırır.

Kürdistan siyasal güçleri, birbirlerinin kaybetmesi siyaseti üzerine bir yol izlerlerse, bir nevi düşman gücünün baskın çıkmasını arzulamak olur.

Tabi ki, yol, hedef ve yöntem konusunda birbirlerinden farklı olmak, farklı çözümler önermek ve duruşlar sergilemek siyasetin tabiatındadır.

Ancak ortak düşmana karşı ulusal duruş ve tepki vermek vatanseverliğin en temel gereklerinden biridir.

Düşmanın topyekun saldırısı karşısında ideolojik, siyasal ve inanç farklılıkları gözetmeden, örgüt ve parti dilinin esiri olmadan,  Kürdistani bir duruş sergilemek samimiyetin mihenk taşıdır.

*  *  *  *

Dost ve eski yol arkadaşlarına karşı kullanılan dil, ihanet ve benzeri çağrışımları körükleyen kavramlar paradoksundan kurtulmanın zamanı geldi geçiyor bile. Artık aynıların aynı yerde ayrıların ayrı yerde yol alma zamanıdır.

Dün birlikte yoldaşlık edebiyatını dillendirenler, bugün farklılaşıp birbirlerini ihanetle suçlayanlar, sadece ve sadece samimiyet testinin sonuçlarını bize sunmaktadırlar.

Demokratik ve ulusal bir hareket arzuyla yola çıkanlar gayet doğal bir şekilde farklı düşüncelere ev sahipliği edebilirler.

Ulusal demokratik bir yapılanma kendisini ideolojik duvarların arasına hapis etme lüksü yoktur.

Kürdistan ulusal Kurtuluş mücadelesi adından da anlaşacağı gibi ulusal bazlı bir mücadele zeminine sahiptir. Bundan dolayı da her türlü birliktelik girişimini ulusal kurtuluş mücadelesi çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir.

Yaşanılan tecrübeler ve son 30 yıllık yakın tarihimiz bize kanıtlamıştır ki bir plan, proje ve net bir hedef etrafında uzlaşmayan birliktelikler/yapılanmalar içi boş günü kurtarma birlikteliğidir.

Kimi retorik kavramlarla, sanal tabanlarına gönderme yapmak ve mücadele(!) azmini körüklemek, olsa olsa sosyal medya ortamında bir duygu kabarmasına yol açabilir, ancak gerçek yaşamda toplumsal olgular ve reel durum güneş gibi gerçek ve yakıcıdır.

*   *   *   *

Görünen o ki son zamanlarda, Kürdistan’ın Kuzeyin de baskın siyasal güç, diğer parçalardaki siyasal rekabeti bir bilek güreşi gibi, mahallenin çocuklarını da etrafına toplayarak, süreci arzuladığı gibi evirmeye çalışıyor.

Bir nevi politik oyunlarla taraftar sayısını artırmaya yönelik sanal örgütlülük ve fahri temsilcilikler aracılığıyla günü kurtarmaya yönelik toplumsal birliktelik girişimlerine tanık oluyoruz.

Eğer bu birliktelik girişimleri Kürdistani simge, değer ve talepleri içermezse, kanımca yamalı bohça misali dikiş tutmaz. En basit bir zorlamada dikiş atar. Yük ve sorumluluk kaldırmaya uygun değildir, pratikte atılacak ilk adımda, uyumlu olmayan yamalar yırtılmaya-kopmaya başlayacaktır. Bu girişim de öncekiler gibi birer umut kıran görevini üstlenecektir. Dolaysıyla birilerinin talebi ve ihtiyacı doğrultusunda birliktelik olmaz.

Ulusal bir zeminde, Kürd halkının kendi kendisini yönetmesi ve çok net ifadelerle formüle edilmiş asgari ve azami talepler ekseninde hazırlanmış bir proje etrafında birliktelik, güç ve eylem birlikteliği ya da ulusal bir cephe çalışması hedeflemek daha doğru olandır.

Bunun nedenle egemen siyasetin gölgesinde hayal kuran, beklentilerle yola çıkanlar, her şeyden önce bir karar versinler: ne istiyorlar? Siyasal tercih ve talepleri nelerdir? Nasıl bir örgütlülük? İttifak politikaları nelerdir? Ulusal talepler konusunda ne düşünüyorlar?

Politik bir iradeye sahip olmadan dernek, aile ve dost çevresiyle ulusal siyaset yürüttüğünü sanmak, bir görevin icabeti değilse, kendilerini aldatmaktan başka bir şey değildir.

Bugüne değin birçok cephe, ittifak ve siyasal birlik girişimi oldu, bunların hiç biri başarıya ulaşmadı. Bunun sebep ve sonuçları ortaya konulmadan “yeni” bir şey öneriliyormuş gibi davranmak etik değildir.

İttifak ve birlik talepleri sosyal ve siyasal ihtiyaçtan doğar. Bu ihtiyaç ve sosyal zemin doğru tespit edilirse ve kürdistani bir yol haritası etrafında şekil bulursa başarılı olur.

Güney Kürdistan’daki Kürd hükümetinin, işgalci devletlerin ve uluslararası terör grupların topyekun saldırısı altındayken, “Misak-i Milli”nin ruhuna uygun kongre ve konferanslar arzulamak, sağırlar diyalogunu oluşturmak ya da Kürdistani mahallede gönüllü “Truva Atı” rolüne soyunmak, siyaseten de, ahlaken de doğru değildir.

Kürdistan Ulusal Kurtuluş güçleri, böylesi tarihi süreçlerde ayrıştırıcı ve kamplaşma temellinde güçlünün yanında yer almamalıdırlar. Her yapı kendi farklılığını ve özgünlüğünü koruyarak, Kürdistan bayrağı altında Kürdistan ulusal çıkarları doğrultusunda siyaset diline ve yöntemlerine bir balans ayarı çekmelidir.

Siyasal grup ve partilerimiz sağırlar diyalogunu oluşturacaklarına bir takım pratik adımlar atmış olsalardı daha inandırıcı ve daha da samimi olurlardı. Ancak bunlar olmadığı gibi gündemi görmemezlikten gelerek salt diyalog oluşsun diye diyalog komisyonları oluşturmak Kürd siyasal güçleri için çok kötü bir tablodur.

Kürdistan coğrafyasında, sömürgeci işgalcilere karşı farklı kulvarlarda ve farklı mücadele metotlarını yürüten siyasal güçlerin diyalogu, her koşul altında olması gereken bir durumdur. Bu gayet insani ve toplumsal bir siyasi ihtiyaçtır. Hiçbir güç ya da birey bu gerçeği görmemezlikten gelemez. Ancak diyalog talebiyle siyasal ihtiyaçların önüne duvar örmek, sistemle bütünleşmeyi hedefleyen projelerin gönüllü aktörleri olmak doğru değildir.

Elbette her siyasal hareket kendi siyasal hedefleri doğrultusunda bir takım projeleri gündemine alır. Ancak anti-sömürgeci güçlerinin ortak paydası ulusal zeminde oluşan bağımsızlık ve özgürlük talebidir. İttifaklar bu temelde oluşursa bir anlamı olur aksi durumda kör-topal ortaklığı olur; bu da hiç kimseye bir yarar getirmez.

Sürece ve gündeme cevaben, en basit dayanışma ve bir takım pratik adımlar atma açısında bir karar alınabilirdi.

Çok basit ve genel bir öneri: Kürdistan bayrağı altında bütün grup ve partiler sembolik bir güçle-konvoyla güney Kürdistan’da cephe gerisinde Pêşmerge güçleriyle dayanışmada bulunabilirlerdi.

Hiçbir şart öne sürmeden, maddi ve manevi beklentilere girmeden, Kürd halkının genel hizmetkarları olduklarını beyan etmiş olsalardı, daha anlamlı bir sonuç bildirgesi çıkardı ortaya.

Bu tür pratik adımlar gerçek kongre, konferans ve birlik çalışmalarının alt yapısını oluşturur.

Gönüllü yürütücü ve sözcülere bakılırsa, bunların ajandalarında böyle bir gündem ve tespit yoktur.

Dolaysıyla basına yansıyan sonuç bildirgesi hayal sosuyla süslenmiş bir kavramlar salatasıdır.

Kürdistan’daki saldırılar karşısında üç maymunu oynayan 55 islam ülkesi gibi, kimi Kürd partileri de Pêşmerge’in tarihsel rolünü ve maneviyetini yok saymak için itibarsızlaştırma kampanyaları yürütüyor.

Sağırlar diyalogunda, en azında bu kirli politikalar mahkum edilebilirdi ve dünya kamuoyuna Kürd halkının bağımsızlık ve özgürlük talebinin ulusal bir talep olduğu haykırabilirlerdi.

Siyasal ilke ve talepler temellinde pratikte vücut  bulan ortaklıklar, birliktelikler, diyaloglar daha anlamlı ve daha kalıcı olur..

Masada yerim olsun, ama siyasal yaşamda cismim olmasın diye politika yapılmaz…

28.08.2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir