Ji bo civatek serbixwe, demokratîk û azad!|Tuesday, March 19, 2019

KÜRD ULUSUNUN KURTULUŞ YÖRÜNGESİ 

Kürdler, yaklaşık 40-50 milyona yakın nüfusu ile birçok siyasal haklardan mahrum bırakılan Ortadoğu/Yakındoğu’nun en kadim halklarındandır. Tarihin birçok sayfasında karşımıza çıkan Kürd/Kürdistan realitesi, tarihe birçok iz bırakmıştır.

Geçmişin arkeolojik kazısını yaptığımız zaman –günümüzde de hala değişmeyen- karşımıza çıkacak en önemli bulgular arasında Kürd halk olgusunun ve Kürdistan coğrafyasının ülkeler arası ilişkilerde hep ‘siyasi bir araç’ olarak kullanıldığına şahitlik etmekteyiz. Bunun en önemli sebeplerinden bazıları: Kürdistan coğrafyasının konumu, petrol ve su havzası üzerinde bulunması, zengin yer altı kaynakları, hem kara hem de deniz bağlantısının olması ve ayrıca sömürge devletlerin bu coğrafya üzerindeki dominant paradigmalarıdır.

Kürd halkının günümüze kadar süren zaafiyetli mücadelesi bu emperyalist ve kolonyalist mücadeleleri boşa çıkarmaya yetmemiştir. Bunun en önemli etkenlerinden biri: Kürd halkının yaşadığı toplumsal ve siyasal süreçlerden dolayı birlik içinde işgalci güçlere karşı mücadele verememesi olarak ele alınabilir.

Lakin birlik içinde mücadele veremeyen Kürdler, coğrafyaları üzerinde kendi öz iradelerinden bağımsız çizilen sınırları hiçbir zaman kabul etmemiş ve bu haksızlığa karşı her zaman mücadele içinde olmuşlardır. Gerek ülkelerinin 4 parçaya ayrılması gerekse 4 parçadaki farklı algı oyunlarının psikolojilerine etki etmesiyle büyük bir ayrışma içine giren Kürd ulusu, fikirsel olarak birbirinden bağımsız hareket etmeye başlamış ve ulusal bir bilinci kendi halk özerkliği dahilinde oluşturamamıştır.

Bir araya gelerek ortak bir payda da hareket etmek isteyen Kürd/Kürdistan kolektif yapıları (özellikle kuzey Kürdistan da) genelde gerici, ilkel, bölücü gibi sıfatlar ile nitelendirilmişlerdir. İşler ciddi boyuta gelince de, Din kardeşliği ve ortak bir vatanda eşit bir biçimde yaşama vaadi ile kandırılmışlardır.

Bazı kaynaklara göre uluslar arası arenada Bağımsız Kürdistan’dan ilk defa 1. Dünya Savaşından hemen sonra yapılan Sevr Barış Anlaşmasında geçtiği söylenmektedir. Bilindiği üzere Sevr Anlaşması geçersiz bir anlaşma olarak sayılmıştı. Buradaki amaç bağımsız bir Kürdistan devletinin, emperyal devletlerin böl/parçala/yönet pratiğine zarar vereceği gerçeği idi.

Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da rejimlerin yıkılması ve bu despot devletlerde meşrutiyet düzenlerinin kurulması ile beraber bu çağa özgü gelişen genel ideolojik politik ve psikolojik kalkınma, Kürd ulusunun tarihinde ilk kez ulusal bir kurtuluş için genel halk kitlesinin mücadelesine elverişli içsel politik koşullar yarattı. Bu koşulları; isyanlar, ayaklanmalar, başkaldırmalar gibi kavramlar altında ele alabilir ve inceleyebiliriz.

1.Dünya Paylaşım Savaşında Kürd liderler politik/siyasi yetersizlikleri ve ülkelerarası güç dengelerini iyi okuyamadıkları ve savaş sonrası oluşan durumları iyi değerlendiremedikleri için bir takım konjönktürleden yararlanma imkanı bulamadılar.

4 parçaya dağıtılan Kürd ulusu en çok Kuzey Kürdistan Bölgesine nüfuz etti ve olayların bir çoğu Kuzey Kürdistan üzerinden siyasi ve politik şekle büründü. Toprakları işgal edilen Kürd otoktonu savaşın ve sömürgeci aklın onlara dayattığı her türlü yaklaşıma karşı boyun eğmek zorunda kaldı.

Sömürgeci zihniyetin temelinde, sömürülen halkın var olan gerçek tarihini yok etmek, onun tarihi geçmişini inkar etmek ve sömürgeci ulusun istediği bir tarih versiyonunu ona empoze etmek yatar. Bu nedenle ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan ulusun kendi tarihini (geçmişini) hatırlatacak (memoire collective) ne varsa imha edilir. Onun ayakta kalmasını sağlayan kökü tahrip etmek koşuldur. Kemalistlerin yaptığı da buydu. Kütüphanelerde Küdlerle ilgili, onların tarihi ile ilgili ne varsa yok edildi. Kürd Beylikleri zamanında yapılan tarihi yapılar yıkılıp yerlerine askeri kışlalar yapıldı. (Birca Belek-Alaca Burç). Tüm yörelerin adı değiştirildi.*

Bu durum günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Bugün dahi, Kürd ulusunun tarihi yapıları yok edilmekte, Kürd dilinin konuşulmasına görünürde izin verilse de aslında devlet için tehlike arz etmekte ve devlet bu dil üzerinde yeri geldiğinde meşru şiddet hakkını kullanmakta, Kürdleri, toplumsal mühendisleri tarafından yönetmekte, piyasaya sürdüğü kendine muhalefet, sözde Kürd halkına dost  parti aracılığı ile Kürd ulusunun kültürel bilincini körelterek sistem içinde yok etme yeteneğini kullanmak gibi pratikliğini uygulamaktadır.

Bir ulusun kaderi başka bir ulusun elindeyse ve bu başka ulus, kaderini kendine teslim eden ulusa her türlü meşru şiddet hakkını gerek anayasal çerçevede gerekse illegal çerçevede uyguluyorsa bu uluslar arası bir suçtur. Ama maalesef ki uluslar arası güçler de bu sistemin bütününün sadece bir parçası haline gelmiş bulunmaktadır.

Nitekim bir ulusun kurtulması demek, o ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını kendinin belirleyeceği manasına gelmektedir. Eğer kendi kaderini belirlemek başka bir ulusun kendi kaderini tayin etme hakkına engel oluyorsa, bu sömürgecilik kavramına denk düşmektedir.

Kürd ulusunun kurtuluşa ermesi için önünde tek bir seçenek vardır o da milli bir bilincin kabuklarını kırarak gün yüzüne çıkmasıdır. Çünkü Kürd ulusu ezilmiş bir halktır ve ezilen halkın kendi kaderini tayin etmesi yine o halkın milli bir bilinç ile uyanışa geçerek pratiğe uygulaması ile bağlantılıdır.

Trotsky de ezilen ulus için: “ Son derece ezilmiş bir milliyetin üzerinde milli bilincin doğmaya başlaması, o ulusun sadece politik emperyalizme karşı değil, aynı zamanda kültürel emperyalizme de karşı kurtuluş bayrağını dalgalandırmaya başlaması, o ulusun kendi insanlık onurunun bilincine varma yolunda attığı önemli bir ilk adımdır ve bu insanlık için muazzam bir gelişme anlamına gelir.”  ifadelerini dile getirmektedir.

Şüphesiz ki artık Kürd hareket(ler)inin, uydurma teorilere ihtiyacı yoktur. Kürdlerin, ancak gerçek bir manada verilebilecek özgürlük mücadelesine, baskı ve sömürüye karşı milli bilincinden taviz vermeden hareket etme politikasına ihtiyaçları vardır.

Unutulmamalıdır ki; Her türlü sağlam ve özgür gelişmenin temel koşulu, ulusal kölelikten kurtulmaktır.

Nerîna te