KÜRD ULUSAL MÜCADELESİNDE YANLIŞVE SEKTER TUTUMLAR ÜZERİNE

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi, karakteri gereği toplumun bütün kesimleri içine alan çoğulcu ve demokratik bir ulusal örgütlenmeyi gerektirir.

Bu örgütlenme ve mücadele sürecinde, ülkenin toplumsal koşulları, bölge ve dünyanın politik konumu göz önünde bulundurularak sağlıklı bir strateji ve taktik geliştirilmelidir.

Her ulusun ve ulusal mücadelenin geçmişten günümüze kadar ulaşan tarihsel ve örgütsel bir mücadele süreci vardır.

Geçmişten günümüze uzanan Kürd ulusal kurtuluş mücadelesi iyi kavranmadan, sağlıklı bir bağlantı kurulup gerekli dersler çıkarılmadan, alternatif bir örgütlülüğün oluşturulması, tüm toplumsal kesimleri kucaklayıp kurtuluşa varmak olanaklı değildir.

Bir yandan bilinçli olarak egemen sistemin girişimleriyle, diğer yandan bazı politik kesimlerin yanlış dar grupçu ve dar kafalı politikalarıyla, kültürel ve siyasal yozlaşmanın bir sonucu olarak her geçen gün, toplumsal dinamikler zehirlenmekte ve kendi gölgeleriyle kavgalı ve sorunlu bir kuşağın gelişmekte olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Sorumluluk duygusundan habersiz olan bu kuşak, karşı oldukları gücü taklit etmeyi bir başarı gibi göstermekte ve aynanın karşısına geçip kendileriyle yüzleşmekten nefret etmektedirler.

Bunlar, doğru ve yanlışı ifade etme yetkisinin sadece kendilerine ait olduğunu düşünüyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen, davranmayan herkesi ya da siyasal güçleri ihanet gibi ağır ithamlarla suçlamayı alışkanlık haline getirdiklerini ve bu yaklaşımları bir mücadele yöntemi gibi içselleştirdiklerini görüyoruz.

İnsanlık ailesinin, geçmişten günümüze aralıksız ve kesintisiz bir şekilde yürüttüğü, özgürlük mücadelesinin kuşaklar arası bir bayrak yarışı olduğunu hatırlamak bile istemezler.

Sokak kültürü temelinde kendilerini ifade etmeyi ve söz sahibi olmayı çok ama çok önemsedikleri için tek tip cümle kurmaya bayılırlar.

Pratik yaklaşımları, geçmiş ve gelecek arasında köprü olmayı yadsıyan, emek ve değerleri tanımayan, inkarcı, sekter bir kuşak profili çizmekteler.

Bu kopukluk beraberinde emek ve değerleri inkar etme kültürün mayalanmasını sağlamaktadır.

*  *  * *

Sosyal yaşamımızda sıkıntılı ve hastalıklı bir diğer negatif profil ise, toplumsal fırtınanın en olumsuz ve sıkıntılı dönemlerinde “sicili bozulmasın” diye etliye sütlüye dokunmadan, sistemin öngördüğü kulvarlarda, aş-iş-maaş peşinde saçlarını ağartanlardır.

Her türlü sorumluluktan kaçmış bu baylar, eski yoldaşlarına selam ve kelamı kesenler,  mesleklerinin emeklilik aşamasında “Kürdi dürtülerinin”  kabarmasıyla kılıç kuşanarak, siyaset sahnesinde önüne geleni eleştirir, sık sık hayali projelerle devlet üstüne devlet kurarlar.

Pozisyonlarını olumlu göstermek ve egolarını beslemek için eski örgüt yöneticilerini gıyaplarında yargılar ve mahkûm ederler. Yüzleştiklerinde de, el pençe durmayı ihmal etmezler.

Çocuklarının politik örgütlenmelerden uzak durmaları için yapmayacakları fedakârlık yoktur.  Ancak başkaları, çocuklarını mücadeleye katmadıkları için sert bir dille eleştirmekten de geri kalmazlar.

Toplantıdan toplantıya koşarlar, ama bir görev ve ya sorumluluk almayı, mücadeleye katkı sunmayı düşünmezler.

Ekranlarda görünmeyi büyük bir siyasal eylemlilik zinciri olarak değerlendirirler.

Her yerde görünürler ama hiçbir yerde kalıcı değildirler.

Her şeye muhalif olmayı, her türlü ifade karşısında aksini dillendirmeyi “militan” olmanın bir göstergesi gibi yansıtırlar. Bu yaklaşım, beraberinde güvensizlik ve umutsuzluğu körüklemektedir.

Toplumun önemli bir kesimi, ya okur-yazar değildir ya da sağlıklı bilgi edinme uğraşında değildir; böylece görsel basın ve ağzı laf üreten kesimler daha çok dinlenmektedir.

Kürdistan gibi geri kalmış bir toplumda, yalan ve yanlışlar üzerinde kurulmuş politikalar ve sürekli dezenformasyonla yapılan propagandalarla Kürd halkının kafasını daha da karıştırılmakta, neyin doğru ve neyin yanlış olduğu ve neye inanacağını şaşırmış durumdadır.

Kürd siyaset sınıfının artık bu hastalıklı alışkanlıklarından arınması gerekir.

Bir kez daha altını çizmekte yarar vardır, bu eleştiriler, bu tespitler, gündelik yaşamda hepizin bir şekilde karşılaştığı birey bazlı sıkıntılı ve sorunlu yaklaşımlara dairdir. Elbette yıllardır mücadelenin farklı kulvarlarında koşturan, emek veren, doğru ve yanlışlarıyla hala Kürdistan Ulusal Kurtuluş mücadelesine aydın ve aktivist olarak katkı sunan, karınca kararınca bireysel sorumluluk duygusuyla hareket eden Kürdistanlıları tenzih ettiğimizi belirtmekte yarar vardır.

Bugün gündelik yaşamın içinde, bu sorumsuzluk örnekleri- dalgaları öylesine güçlü estiriliyor ki neredeyse doğruları dilendirmek ya da vurgu yapmak suç olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşım bu algı operasyonları, toplumsal yozlaşma ve çürüme zeminin oluşturmaya ağırlık veren işgalci güçlerin tipik yönetme ve kontrollü dizayn etme politikalarıdır. Dolaysıyla amacım herkesi eleştirmek ya da genellemelerde bulunmak değildir. Aksine Kürdistan Ulusal kurtuluş mücadelesine zarar veren, yeni fay hatların oluşmasına hizmet eden, davranış ve politik karakterlerle yıkımlara yol açan, Kürdistan siyaset sınıfını dejenere eden anlayışlara hep birlikte dur demek için bazen aynayı kendimize bazen de topluma tutmakta yarar vardır.

Cano Amedi   Nisan 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir