Dünyanın çok iyi Kürtlerin ise az tanıdığı Kürt müzisyen: Gani Mirzo

Serpil Güneş

BasNews – Barselona Müzik Okulu’nda Oryantal Müzik Bölümünün (Ziryab) şefi Gani Mirzo, Kürt müziği ritmiyle, Flemenko müziğini sentezlemiş nadir kişilerden biri… Sadece bu özelliği ile değil aranjörlük, enstrümantal müzik ve besteleri ile de öne çıkan bir Kürt yetenek.

27 yıldır İspanya’da yaşayan Kürt müzisyen, İspanya başta olmak üzere Avrupa’da hatırı sayılır üne sahip.  Mirzo buna rağmen Kürdistan’da yeteri kadar tanınmamış bir müzisyen. Mirzo, Kürt sanat ve folklorunun zenginliğine rağmen Kürt medyasının çağdaş Kürt müziğini geliştiren isimlere ilgisinin azlığından şikâyetçi. Ayrıca Mirzo, Kürt medyasının ve siyasilerinin ‘Kürt ve Kürdistan’ kültürü için hizmet yapan sanatçılara ilginin azlığından da şikâyetçi.

Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de Gani Mirzo ile BasNews adına Kürt müziği üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

-Sayın Gani Mirzo klasik olacak ancak okurlarımızın sizi daha yakından tanıması için bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Dünya ve Avrupa’da üne kavuşmuş  bir sanatçısınız. Ancak hakkınızda çok az bilgi bulunuyor.

1968’de Rojava’nın Qamişlo kentinde dünyaya geldim. 1993’de İspanya’ya gittim. Madrid’de İspanya dilini okudum. Daha sonra Barcelona’ya geldim. İspanya’nın en eski üniversiteleri arasında bulunan Liseu Üniversitesi’nde konservatuar bölümünde 6 yıl öğrenim gördükten sonra mezun oldum. 6 yıllık öğrenimimden sonra Oryantalist Müzik bölümünü Zryab adıyla açtım. 5 yıl ders verdim. Daha sonra bu çalışmamı yarıda bırakmak zorunda kaldım. 4 yıldır ders veremiyorum çünkü çok fazla çalışmam var. Yeniden eğitim vermeyi düşünüyorum.

Çocukluğum Qamişlo’da geçti. Küçüklüğümden beri dengbejlere özel ilgi duyuyordum. Babamın beni Şevberka Kurdi(Kürt sıra geceleri) toplantılarına götürdüğünü hatırlıyorum. TV ve radyonun olmadığı o dönemlerde yaşlı insanlar şevberklerde bir araya gelirdi. Bu tür sıra gecelerinden hoşlanan bir adamın evinde Rojava’da bayağı tanınan dengbej Ebdullo’yu dinlerdik. Küçük olmama rağmen 40-45 adamın toplandığı gecede babamın dizlerinde sigara dumanın altında, çay ve Ebdullo’nun sesi ile uykuya dalardım.

İspanyollar çocuklara okunan ninnilere ‘nana’ derler. Kürtçe de ise ‘lorin’ denir. Benim için de dengbej Ebdullo’nun söylediği parçalar ninni gibi gelirdi. Ben böyle bir kültür içerisinde büyüdüm. Belki kaldığımız kent fakirdi ancak kültür ve müzik açısından zengin bir yerdi. Her evde müzikle uğraşan bir kişi muhakkak vardı ya şarkı söyler, ya ud ya da saz çalardı.

Bir coşku, canlılık vardı ancak şimdi maalesef o coşku ve sevinç kalmamış. Büyüdüğüm mahalle Kürdistan’ın küçük bir minyatürü gibiydi diyebilirim. Doğduğum büyüdüğüm yerdeki aynı zenginliği başka yerlerde arasam da bulamadım. Halep biraz daha farklıydı. 1987-91 yılları arasında Liseyi Halep’te okudum. Müzik gecelerimiz vardı, tüm sıkıntılara rağmen Newroz kutlamaları organize ediyorduk, konserler düzenliyorduk.

Hatırlıyorum ilk Kürtçe müzik konserini 1989’da düzenlediğimizde korkuyla bilet dağıtmıştık, bir sinema kiralamıştık konser için. O dönem Kürtçe konser vermek yasaktı. O zaman şöyle dedik ‘Ermenilerin, Süryanilerin müzikleri serbest, neden bizim de olmasın.’ Kürt folklor ve kültürünü tanıtmak istedik. Ermeni ve Süryani sanatçıları davet ettik. Bu kadar bir zenginliğe sahip olmamız onları çok şaşırttı tabi. Daha sonra İspanya’ya gittim ve orda sanat hayatına devam ettim.

İspanya’ya hangi sebeplerden ötürü gittiniz?

O dönem Suriye’de yüksek öğrenim çok yetersizdi. İstanbul’da okumayı düşündüm. Almanya’da klasik müzik bölümü bursu kazandım. Ama ilgimi çekmedi. Pratik anlamda gelişebileceğim bir alan değildi.

İspanya’ya ilgiliydim, çünkü Kürt müziğine yakın bir yüksek müzik konservatuar okumak istiyordum. Ortadoğu müziğine yakın bir müzik olduğu için Flemenko ilgimi çekti. Flemenko doğu müziğinin kanı dolaşıyor. Flemenko batı ve doğu müziğinin buluştuğu bir müzik türü olması nedeniyle tercihim oldu.

Sizce Kürt müziği yeterince kurumsallaştırıldı mı? Klasik Kürt müziği yeteri düzeyde derleniyor mu?

Kürtçe müziğinin derlenmesi müzikologların görevi. Kürt köylerini, kentlerini dolaşmaları ve derlemeleri gerekiyor. Büyük usta Celile Celil ve kız kardeşi bu konuda çok kutsal bir iş başardılar. Kuzey Kürdistan’da da bu konuda önemli çalışmalar yürütüldü. 1990 ile 2010 arası çok değerli çalışmalara imza atıldı. Kürtçe müziğin derlenmesi arşivlenmesi çok önemli bir çalışma. Bu konuda benim 1988’de bazı çalışmalarım oldu. Efrin’de özellikle eskilerde kalan müzikleri derlemeye çalıştık. Özellikle eski plakları toplamaya çalıştık. Ama maalesef ekonomik yetersizliklerden ötürü çok başarılı olamadık. Çünkü birçok aile ellerindeki plak arşivini satmak istiyordu. Biz de öğrenciydik ve paramız yoktu. Ekonomik anlamda zayıftık, gerçi şimdi de zayıfız maalesef…

Eğer Kürdistan için canı gönülden çalışırsanız hiçbir zaman maddi anlamda zenginleşemiyorsunuz. Bu sadece Kürtlerin değil dünyadaki tüm sanatçılar için geçerli bir durum. 

Rojava’dan İspanya’ya geçince derleme yapamadım. Derleme işi kurumsallık istiyor. Ve bu konuda en büyük görev Kürt enstitüsüne düşüyor. Paris’teki Kürt Enstitüsü’nde Kürt müziğine ait arşiv bulunuyordu. O arşivde sadece on tane müzik CD’si bulunuyor. Bu tür çalışmalara ağırlık verilmesi ve akademik düzeyde çalışmaların yürütülmesi gerekiyor. Üzerlerini düşeni yapamadılar.

Mesela Süleymaniye’de Kelobori Enstitüsü var. Onlar bir profesyonel ekip kurarak bu tür çalışmalar yürütebilirler bana göre. Teknoloji çok gelişti profesyonel bir şekilde kayıtlar yapılabilir. Yapılan temiz kayıtlar üzerine eğitim verilebilir.

Kürt tarihi konusunda da arkeolojik çalışmaların yapılması gerekiyor. Kürdistan ve Mezopotamya’nın kadim tarihi üzerine Paris, Berlin, Londra, New York müzelerinde birçok eser bulunuyor. Bu tür profesyonel çalışmaların değeri var.

Bana göre, Kürt müzik arşivi başta arkeolojik çalışmalar daha sonra derleme ve arşivleme şeklinde yapılmalı.

Kürt müziğinin Avrupa ve Dünya müziklerine etkileri üzerine çalışmalarınız oldu mu?

Ben İspanya’da Ziryab (M.S 822) üzerine belli çalışmalar yürüttüm. Bir Kürt müzisyen nasıl İspanya’ya geliyor, Endülüs’de nasıl dünyanın ve ülkenin ilk konservatuarını kuruyor. Bu konuda araştırmalarım oldu.

O dönemde tabi İslam kültürü altında bir Kürt müzisyen öne çıkması çok önemliydi. Yaptığım araştırmaları bir gün kitaplaştırmak istiyorum. Kürt tarihinde Ziryab’ın yeri, Kürt mü değil mi? Sorularına yanıt arıyorum. Elimdeki arşivlere göre Kürt bir ailenin çocuğu. İspanya’da yürüttüğü çalışmalar ve geliştirdiği müzik konularını araştırdım.

Benim diğer bir çalışmam da Flemenko üzerine. Flemenko bölümünde okudum. Esas amacım batı müziği gibi doğuda da enstrümantal müzikte bir devrim yaratmak. Ortadoğu’daki Kürtçe, Farsça, Türkçe, Arapça, Süryanice, Ermenice vb. dillerindeki ezgiler ve müzikteki tarzı değiştirmeyi hedefliyorum. Çünkü doğu müziği yüzyıllarca yıl öncesine ait müzik tarzını kullanıyor. Orijinalinden uzaklaşmadan doğu müziklerinin yeniden yorumlanmaya ve  yenilenmeye ihtiyacı var.

Kendi müzik tarzınızı nasıl adlandırıyorsunuz?

Bu bir profesyonellik işi. Yani tıpkı tıp dalında bir hastalık üzerine doktora gördükten sonra o hastalığın iyileşmesi için neye ihtiyaç olduğunu bilmeye benziyor. Eğer bir hastalığın çaresini bulmak istiyorsanız ilk önce araştırmanız ve okumanız gerekir. Eğer doğru tarzda araştırmaz ve sonuca varmazsanız hastalık daha da azabilir.

Bizim müziğimiz de böyle. Bizde de saz, tambur, cümbüş, davul gibi enstrümanlar var. Bunları bir armoni içerisinde nasıl kullanacağını bilmek gerekiyor. Flemenko gitarı çok zor dönemde ve kısa sürede çok iyi gelişti. Neden bizim binlerce yıllık enstrümanlarımız hala eski tarzda kaldı ve gelişemedi? Esas soru bu. Saz, bağlama, cümbüş, tambur neden gelişmedi.

Bunları geliştirmek için neler yapılabilir. Kürt müzik aletleri üzerine akademik çalışmalar yürütmek gerekir. Yani bu müzik aleti başka hangi tarzda ve makamda kullanılabilir. Benim ilgi alanıma bunlar giriyor. Avrupa, müziğini nasıl modernize etti ve binlerce adım atarak  devrim yarattıysa  Kürt müziği de kısa sürede küçük hareketlerle kendi içerisinde yenilik yaratabilir ve devrimsel adımlar atabilir. Saz ile ud birlikte farklı bir tarz yaratır cümbüş ile birlikte kullanıldığında farklı bir tarz ortaya çıkar. Mesela bağlamayı parmaklarımızla çalabiliyoruz. Flemenko gitarı da elle çalınır. İki müzik aletini yakınlaştırabilirsek farklı bir tarz ortaya çıkar. Bu şekilde Kürt müziği hem evrenselleşir hem de klasik anlamda bir tarz yaratır. İki tarz büyük bir devrime yol açabilir.

20 yıldır bu alanlarda çalışma yürütüyorum. 15 yıl önce Halep’te profesyonel bir müzik dinletisi sundum. Halep’teki büyük müzik ustaları bu tarz karşısında çok şaşırdılar ve beğendiler. Erdal Erzincan ile çalıştık. O da bayağı beğendi. ‘Bu müzik tarzını nasıl yarattın, bizim rüyamızı gerçekleştirmişsin’ dedi. 

Maalesef Kürt medyası bu çalışmalara yeteri düzeyde ilgi göstermedi. Yeni ortaya çıkan bir tarzı akademik ve bilimsel çalışmaları gündemine almıyor veya önemsemiyor. Çok büyük binalar kurabiliriz ancak zihinsel ve bilimsel gelişmeler yaratamazsak bir anlam ifade etmez.

Benim esas çalışmam müzik kompozisyonları oluşturmak. Ben Kürt müziğinin geleneksel formatını da koruyarak daha evrensel bir düzeye ulaşması için çalışıyorum. Bu şekilde Kürt kültür ve sanatının dünya standartlarına ulaşmasını hedefliyorum. Sürekli davul-zurna-kemençeyle yapılan düğün müzikleri ile gelişemeyiz. O da olmalı ama klasik Kürt müziğini oluşturmak gerekir. Bilimsel ve akademik bir şekilde.

Kürt müziği dünya ve Avrupa müziğini nasıl etkilemiştir? Ya da etkilemiş midir?

İspanya’ya ilk Word müziği getiren kişiyim. Flemenko akademilerinden her zaman ismim geçen bir kişiyim. Benden ‘Gani Mirzo Flemenko müziğine yeni bir tarz getiren akademisyen’ olarak bahsederler. Niye yeni bir şey getirdiğimden bahsederler? Çünkü doğu müziğini falemenko ile harmanlanması daha önce hiç denenmemişti. Doğu müziği sayesinde flemenkoda yeni bir tarz yakalandı. Bu şekilde müziklerinde bir zenginlik oluştu. Ben şahsen sadece Kürt müziğini geliştirmekle yetinmiyorum, ben başka bir ülkede yaşıyorum; onların benim kendi kültürüme ait müziğimden faydalanmasını ve dinlemesini istiyorum. Dünya milletleri de farklı halkların ezgilerini tanımalı, bilmeli. İspanya’ya getirdiğim yeni Word tarzı sadece Katalonya, İspanya ile sınırlı kalmadı Avrupa’da da büyük yankı uyandırdı. Gazeteler, tv programlarında çok ilgi gördüm. Fransa’da bu tarz yapılıyordu. Ancak ilk defa akademik ve bilimsel tarzda yapıldı. Hatta flemenko- Jazz tarzı büyük ilgi gördü. Eğer Kürtler olarak biz Jazz yaparsak bizim daha geniş ve zengin repertuarımız olacağı kesin.

Kürt jazz’ı çok zengin olabilir. Benim ikinci CD’im de var. 2000 bin yılında çıkardığım Tatico isimli CD’de yer aldı. Çok beğenildi, olumlu eleştiriler aldık.  Hatta bir İspanyol gazete şu ifadeleri kullandı: “Gani Mirzo’nun bu CD’si müthiş. Eğer sahip çıkanı olsa her gün bir ülkede konser verebilir.”

Avrupa’da yaşayan bir Kürt müzisyen olarak karşılaştığınız zorluklar nelerdir?

Avrupa’da sürekli mültecisin en büyük engellerden biri bu. Buranın halkı değilsin. Bin yıl da kalsan Avrupa halkı ne kadar da sana iyi de olsa yabancısın. Bu Kürt olmanla alakalı değil, Kürt, Arap, Türk, Fars fark etmiyor. Kendi ülke vatandaşlarının sanatçılarına daha fazla önem veriyorlar tabi. 27 yılı aşkın bir süredir ispanya ve Katalonya’da yaşıyorum. Sanatçılara destekleri oluyor elbet. Konserler düzenliyorlar, prodüksiyonlarında destek oluyorlar. Ancak ben bütün bu yardımlardan faydalanamıyorum. Ben bağımsız çalışıyorum. Devlet sanatçısı değilim herhangi bir sistemin içerisinde yer almıyorum. Devlet örneğin sanatçılara maaş veriyor, yardım veriyor. Katalan kültürünün gelişimi için fon ayırıyor. Tüm dünyada kendi kültürlerini tanıtmaları için imkanlar sunuyorlar. Ama ben bu sistemin dışındayım. Hiçbir zaman yardım alamadım. Kişisel çabalarım ve profesyonel müziğim sayesinde gelir elde edebildim biraz. Birçok yerde konserler verdik. Almanya, Fransa, Meksika, Amerika Fas, Cezayir gibi ülkelerde konserlerimiz oldu. Yaptığım çalışmalara ilgi olduğu içinbirçok yerde konser verdik.

Birçok medya kuruluşlarının ilgisi sayesinde dünyada belli bir tanınmışlık elde ettik.

-Avrupa konserlerinizde ne tür tepkiler alıyorsunuz? Dinleyici kitleniz kimler?

Çok olumlu dönüşler oluyor. Gani Mirzo Kürt müzisyen olarak tanıtılıyorum. Bazı yerlerde Suriyeli müzisyen olarak da bahsedenler oluyor, ancak Kürtlüğüme vurgu yapılıyor, Kürdistan ile bağım kuruluyor. Çünkü Kürt ezgilerinden ilham almış Flemenko Jazz müzik yapıyorum. Konserlerde ki parçaların %99’unu ben yapıyorum. Gitar, konçerto, ses hepsinin armonisini ben düzenliyor ahengini ben oluşturuyorum. Kürt müziği adına yapıyorum. Ne flemenko ne Avrupa müziği bu Kürt müziği. Tabi bunu sadece ne bir partinin propagandası ne de şahsi herhangi bir çıkarım için değil, sadece Kürt müziğine duyduğum aşktan yapıyorum. Ben bir Kürt bireyiyim, kanım Kürt. Yani Kürt kanı derken kültürüm, ahlakım Kürt. Ben çocukluğumdan beri Kürt kültür ve folkloru ile büyüdüm. Maalesef bazı büyük Kürt sanatçıları kimliğini gizleyebiliyor.

-Kürt müziğinin çağdaş düzeye ulaştırılmasının öneminden bahsettiniz, evrenselleşmesinden, yenilenmesinden. Size göre bu alanda başarılı olmuş Kürt müzisyenleri var mı?

Kürt müziğine yenilik getirmiş, gelişimine katkıda bulunmuş onu düzenlemiş, yeniden yorumlamış tüm sanatçılara minnettarlığımı belirtiyorum. Bu her sanatçının Kürt müziğine karşı görevi ve sorumluluğudur. Birçok sanatçı maddi imkansızlıklardan ötürü çalışmalarını sürdüremedi. Ekonominin de iki yönü var. Bazıları fakirlikten çalışmalarını yürütemedi bazıları da zenginleşti, bu çalışmaları yürütmez oldu. Zenginleşip müziği ticarete dönüştürenler de oldu. Bu herkesin kendi tercihi elbet. Kimse bunu sorgulayamaz.

Kuzey Kürdistan’da daha fazla müzik çalışması var. Birçok tarz deneniyor bir gün elbet bu denemeler bir yerde toparlanacak ve Kürt müziği büyük mesafe kat edecek. Yeni gençler var. Kürt sopranolar, opera sanatçıları var. Mesela Pervin Şeker büyük bir sanatçı. Büyük bir sanatçı olmasına rağmen birçoğumuz da olduğu gibi Kürt medyasında hak ettiği değeri görmemiş bir sanatçı. Onun gibi bir sanatçıya destek olunması, konserler düzenlenmesi, TV’lerde özel programlar yapılarak değer verilmesi gerekiyor. Kürt parçalarının opera tarzında okunması için neden özel bir çalışma yapmıyoruz.

Örneğin Türk klasik müziği Atatürk sayesinde gelişti. En üstten Türk sanatına verilen özel önem sayesinde oldu bu.  Pervin Şeker Kürtler için büyük bir hediye. Neden böyle bir büyük ses değerlendirilmesin. Kürt kültür ve sanatının gelişmesi için bu tür sanatçılara destek olunması gerekir.

Onun dışında da Almanya, İsveç, Hollanda gibi yerlerde Kürt gençleri çok değerli çalışmalar yürütüyor.

27 yıldır İspanya’da yaşıyorum. Bana ait 5 CD çalışmam var. Ama ben diyorum ki bu yetmez 5 değil 25 CD olmalıydı.  

-Kürt sanatçılarla ortak bir çalışmanız oldu mu şimdiye kadar?

Ermeni sanatçı İbrahim Keivo ile çalışıyoruz, hala devam ediyor.

-Ermeni bir sanatçı ama Kürtçe mi söylüyor?

İbrahim Keivo kendisi bir Ermeni. Ermeni katliamı sırasında Ezdiler Kürtleri onun dedesini katliamdan kurtarıyor. Dedesi ‘Kürtlerin bu iyiliğine karşı sizin yapacağınız en iyi şey onlar için Kürtçe türkü söylemektir’ demiş. Onun sürekli söylediği parçalar arasında muhakkak bir iki eseri Şerfaddin, Ezdilik üzerinedir. Çok kutsal bir iş yapıyor İbrahim Keivo. Avrupa, Almanya’da çok tanınmış bir sanatçı. Flor Armonica Orkestrası’nda çalışıyor. Kürt sanatçı yok demiyorum ama bu düzeyde müzik yapan Kürt sanatçısı nerdeyse yok gibi. Özellikle Avrupa’da İbrahim’in yaptığı işi çok az sanatçı başarmıştır. Flor Armoni Orkestrası Berlin, Hannover’de yine bir hafta önce İsveç orkestrası ile İsrail’de konser verdi. Kürtçe söylüyor ama şimdiye kadar ne Rojava’dan ne Güney Kürdistan’dan kimse konser vermesi için davet etmiş değil. Bu bizim suçumuz. Bu Kürt devletinin, hükümetinin bir eksikliğidir. Kürdistan hükümetinin böyle değerli sanatçılara destek olması gerekiyor. Kürt değil ama Kürdistan kültürüne hizmet eden çalışmalara imza atıyor. Bu çok önemli bir şey.

İbrahim Keivo gani mirzo ile ilgili görsel sonucu

Tıpkı Aram Tigran, Xarapeto Xaço gibi..

Elbette bunlar bizim Kürt müzik tarihimizde önemli şahsiyetler. Kürt sanatçıları ile de bazı çalışmalar, projeler olmalıdır.

Rojava Kürdistan’ı için sizin bir projeniz var. Son iki yıldır bu proje üzerine çalışıyorsunuz. Bu projeden biraz bize bahsedebilir misiniz?

Biz çocukken müzik grupları oluşturduk ancak Rojava’daki maddi imkansızlıklar ve fakirlik nedeniyle elimize müzik aletleri geçmezdi. Öte yandan Suriye rejimi Kürt müziğinin gelişmesine, icra edilmesine izin vermiyor, yasaklıydı. Hatırlıyorum Narin adında bir müzik grubumuz vardı. Polis bizi tutuklar hapse atardı, ya da takip eder Kürtçe müzik icra etmemize izin verilmezdi. Kürt kültürü ve sanatı yasaklıydı.

Şimdi Rojava’da bir imkan oluştu, artık istikrar var. Kürt kültürü ve sanatında bir ivme elde edecek zemine sahip. Kürtçe müzik çalışmaları yürütebilir, özgürce artık konserler düzenlenebilir.  Çalışmalar da var bu konularda. Rojava’daki genç entelektüellerin bu konuda çalışmaları var.

Sadece bir sorunları vardı. Hala fakirlik var. Sınırlar kapalı ve enstrüman elde etmekte zorlanıyorlar. Sanat çalışmaları bu zor koşullarda gelişemez. Bir şeyler yapılması gerektiğine inandım. Sanat ve kültüre duyarlı olan çocuklara, gençlere bir imkan sunulması gerektiğini düşündüm. Ne yapabiliriz diye çok düşündüm. Suriye Kürtleri olarak çocuklarımızın sanat ve kültürü geliştirmeye ihtiyacı var, savaştan uzak kalmaları için buna ihtiyaçları var. Sanatın sesi savaşın sesini bastırmalı. Avrupa’da bu çerçevede kampanya başlattık. Büyük ilgi gördük. Birçok medya kuruluşu sesimizi duyurdu. Destek aldık. İspanya televizyonlarında geniş yer buldu. Döndüğümde yine İspanya ve Katalonya tv bir programla yapılacak. Şimdiye kadar ekip olarak yaptığımız çalışmalar sayesinde 300 müzik aleti, ses kayıt cihazları, mikser, mikrofon gibi teknik malzemeler götürdük Rojava’ya.

gani mirzo rojava ile ilgili görsel sonucu

Bu projemiz aynı zamanda belgesel oldu. Her gittiğimiz yerde çekimler yapıldı. Bu çekimler birleştirilerek belgesele dönüştürüldü. Birçok uluslararası film festivalinde gösterime girecek.

Amude, Hesekê, Kamışlo ve Kobanê’de müzik aletleri ve teknik götürdük. Gitmediğimiz yer kalmadı gibi. Bu projemiz hala devam ediyor. Kürt sanatçıları fakirdir, derviş gibi yaşarlar, imkanları zayıftır. Eğer Kürt sanatçılarına destek olursan onlarda gelecek vaat eden gençleri yetiştirir. Bu da önemli bir çalışma bence. Bu projeye gün geçtikçe destekler artıyor be kapsamı genişletiliyor.

Güney Kürdistan’daki mülteci kamplarında da benzer bir çalışmayı yürütmeyi umut ediyoruz. Mülteci kamplarındaki Kürt gençleri ve çocuklarının eğitim alabileceği bir müzik okulu kurmayı planlıyorum. Günlük anlamda hayata renk katması açısında Kürt kültür ve folklorunu öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Güney Kürdistan’da müzik alanında herhangi bir çalışmanız oldu mu?

2013 tarihinde Morgenland Festival ismiyle Almanya hükümetinin de desteği ile Erbil’de büyük bir müzik festivali düzenledik. Yüzün üzerinde sanatçı bu festivale katıldı. Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı düzenledik.  Keywan Kelhur, İbrahim Keivo, Erdal Erzincan gibi dünyaca tanınmış isimlerin yer aldığı sanatçılar katıldı. Almanya Konsolosu katıldı. İspanya, Lübnan, Suriye, Türkiye’den sanatçılar katıldı.

Kürdistan Bölgesi’ne ben büyük bir rol atfediyordum. Özellikle Kürt kültürünün mekezi olabileceğini düşünüyordum. Büyük çapta konserler ve uluslararası festivaller düzenlenmeliydi. Ülkeler sadece binalar ile değil  sanat ve kültürleri gelişir. Aklıyla gelişim sağlar. Bilimle gelişir.

Festivaller sürmedi…

Festivalimiz 2 yıl sürdü. Kürdistan Bölgesi hükümetinin sürdürme sorumluluğu vardı. Daha sonra zaten ekonomik kriz, IŞİD saldırıları gelişti. Maalesef festivaller devam etmedi. Kürdistan Bölgesi hükümeti bana göre şimdi bazı adımlar atabilir. Ancak bu konuda çalışmalar yeteri düzeyde önemsenmedi. Biz yine hazırız müzik ve kültür alanında hizmet vermek istiyoruz. Umarım ilerde bu tür çalışmalar olur.

Kürdistan Bölgesi’nden beklentileriniz ve talebiniz nedir?

Avrupa ülkelerine baktığımızda, kültür ve sanat alanında gelişen ülkelerin ekonomik açıdan da geliştiğini görüyoruz. Bir ülkenin gelişmişliği kurduğu binaların büyüklüğü ile değil geliştirdiği kültür, sanat, bilim ve teknoloji alanında attığı adımlarla ölçülür. Bir ülke film yaparak adını dünyaya duyurabiliyor. Uluslararası düzeyde bir konser veya festival de aynı şekilde. Fas gibi bir ülkede yüzlerce festival gerçekleştiriliyor. Kentlerinden köylerine kadar yüzlerce festival var. Milyonlarca masrafı sırf bu festivaller için harcıyor devlet. Bir festival için 5 milyon Euro harcıyor ama yüz milyon Euro gelir elde ediyorlar. Dünyaca ünlü gazeteleri Le Monde, New York Times, The Washington Post çağırıyorlar. Bu şekilde dünyaca ünleniyor bu etkinlikler ve dünyanın dört bir yanından insanlar bu tür etkinliklere katılıyor. Bölgedeki oteller, restoranlar doluyor. Ülke kalkınıyor. Avrupa’da artık kültür turisti diye bir sektör oluşmuş. Artık eski klasik tarzda turistler kalmadı. Hangi ünlü sanatçı nerde konser veriyor, hangi ülkede festival var insanlar bunun üzerinden turistik gezilerini belirliyorlar.

Mesela Kürdistan’da büyük festivaller düzenleyip Irak’ın büyük sanatçılarını çağırabilirsiniz. İran’dan Türkiye’den. Ama onlardan önce fazla önem vermediğimiz Kürtlerin büyük sanatçılarını çağırmalıyız. Onlara değer vermeliyiz. Çünkü çok zor koşullarda sanat yaptılar, kültürümüzün gelişimine katkıda bulundular. Yaptıkları çalışmaların büyüklüğüne göre değer verelim.

Bu şekilde ülkenin sanat ve kültür gelişimi sağlanır. Duhok, Süleymaniye, Erbil, Halepçe’de büyük kültür festivalleri organize edilebilir. Ancak bu festivallerin sürekliği olmalı. Geleneksel bir hal almalı, bir yıl düzenleyip ikinci yıl unutursanız olmaz tabi.

Bu çalışmalar sayesinde gençlerin beyni gelişir. Kürdistan’ın dünyaca tanınması sağlanır, ekonomiye de büyük katkı sağlanır. Kürdistan Bölgesi bir kültür merkezi haline gelir.

Biz Erbil’de yaptığımız festivalin devamını Amed’de (Diyarbakır) yapmayı tasarlamıştık. Türkiye’de o dönem bir barış süreci vardı. Türk sanatçıları ile de bağlantı halindeydik.

Şimdi Rojava’da bile yapılabilir. Kuzey’de belki artık sorun olur ama Güney Kürdistan buna rahatlıkla öncülük edebilir. Bu tür çalışmalar biraz da hükümetlerin görevi.

Kürtler arasındaki parçalanmışlık biraz da Kürtlerin biri birinin kültürünü tanımamasından kaynaklanıyor olabilir mi? Yani tüm parçalardaki Kürtler birbirinin kültürünü tanıması Kürt birliğine nasıl bir katkı sunabilir?

Elbette. Mesela Ciwan Haco gibi dünyaca tanınmış bir sanatçıya Güney Kürdistan’da büyük bir konser düzenlenmedi. Neden? Bir tek o da değil tabi onun gibi onlarca sanatçı var. Büyük Kürt sanatçıları var. Güney’de gerçekten bunun hakkını veren büyük ve etkili konserler veya festivaller organize edilemedi.

2013’de yapılan Morgeland Festivali’nin görüntüleri hala mevcut. Çok gurur duyulacak başarılı bir çalışmaydı. Hatta Almanya’dan ekip getirdik. Profesyonel bir ses sistemi kurduk filmini çektik. Tüm ekip Almandı. Almanya’nın Bağdat Büyükelçisi bizzat bu festivale katılmak için Erbil’e geldi. Ancak maalesef daha sonra bir süreklilik sağlayamadık.

Bu tür Kürdistan festivalleri siyaseti de şüphesiz olumlu yönden etkiliyor, siyasi tarafları birbirine yakınlaştırıyor. Siyaset içindeki gerilim ve stres bu tür etkinliklerle giderilebilir.

Ünlü ve tanınmış bir müzisyen olarak 4 albüm çıkardınız. Bir tanesi de Kobanê üzerineydi. Önümüzdeki yıllara dönük ne tür projeleriniz var?

Kobanê üzerine bir klip çalışmamız oldu.

27 yıldan uzun bir süredir Avrupa’da Avrupalılar için hizmet ettik. İspanyollara ve Katalanlara hizmetimiz oldu. Kürdistan içinde önemli çalışmalara imza attık. Festivaller düzenledik, Rojava’ya 300 müzik enstrüman götürdük. Bu çalışmamızı daha da genişletmek istiyoruz. Müzik okulları açma hedefimiz var. Sinema, tiyatro çalışmaları için zemin oluşturmak istiyoruz. Festivaller düzenlemek istiyoruz. Eğer Kürt kültür ve sanatı olmasaydı bugün Kürtler diye bir ulustan bahsedemezdik. Kültürümüz Kürtlüğün kalmasını sağlayan temel bir etkendir.  Kürtlük siyasetçiler sayesinde değil kültür ve sanat sayesinde ayakta kalabildi. Kürtlük kültür ve sanat aracılığı ile dünya standartlarına ulaşsın istiyoruz. Hem Güney Kürdistan’da hem de 4 parça Kürdistan’da. Sanatçılarımız ve kentlerimizdeki etkinliklerle bunu yapmak istiyoruz.

Şimdi de mülteciler üzerinden bazı çalışmalar yürütüyoruz. Aynı zaman da Avrupa’daki sanatçılar ile Kürt sanatçıları arasında bir bağ kurmak istiyoruz. Avrupalı sanatçıları Kürdistan’a Güney olur Rojava olur getirme projemiz var. Buradan da bazı sanatçıları Avrupa’ya tanıtma istemimiz var. Kısacası Kürt kültür ve sanatının evrenselleşmesi ve sesinin dünyaya duyurulmasını istiyoruz.Müzik çalışmalarımız devam edecek.

 –Bahsettiğiniz projeleri kim destekliyor, nasıl finanse ediyorsunuz?

Projelerim tamamen bireysel çabalar sonucu oluşturulan kaynaklardan sağlanıyor. İspanya’da Sınır Tanımayan Müzisyenler topluluğu beni destekledi. Birçok gönüllünün katılımı ve katkıları oldu. Katalonya ve Valancia’da bu Rojava projesi için çalışmalarımı sürdüreceğim. Almanya’dan destek alacağım. Bu proje hem kültürel hem de siyasal yanı olan bir proje. Siyasi yanı şu; Avrupalılara şu mesajı vermek istiyoruz: “Biz kültür ve sanatı seven bir milletiz. Biz savaşı seven bir millet değiliz. Kültür ve sanatı güçlü olan bir milletiz. Biz sizden silah değil kültürümüzü geliştirmek için destek istiyoruz.”

Bu konuda Kürdistan Bölgesi’nden bir katkı oldu mu? Projelerinizi geliştirmek için buradan beklentileriniz nedir?

Kürdistan Bölgesi’nde yavaş yavaş ilişkiler geliştiriyoruz. Gerçeği söylemek gerekirse çok fazla bürokratik engel var. Siyasi karar verecek muhatap bulmakta zorlanıyoruz. Mesela festival düzenlemek istiyoruz ancak bu konuda son kararı verecek düzenleyecek bir muhatap bulmakta sıkıntı yaşanıyor. Artık somut ve pratik adımlara ihtiyaç var.

http://www.basnews.com/index.php/tr/interviews/520305

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir