BİZİM YAŞLI KÜRT OKUMUŞLARINA ÜÇÜNCÜ DERS…


İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Biz yaşlı Kürt okumuşları, bir konuyu anlamadan yorumlama tavrına gireriz. Çünkü algılama problemiz var. Ya da bütünlüklü algılama problemimiz var. Bundan dolayı olayları dışarıdan izler, ama içine nüfuz etme derin bilgeliğine sahip değiliz. Bu özelliğimizden dolayı bir olayı bütün yönleriyle görme, analiz etme yeteneğinden yoksunuz.

Sentez yapma yeteneğimiz çok zayıftır ya da yoktur..

Aktarmacıyız.

Takımcıyız.

At gözlüğüyle olaylara bakarız.

Arabayı atların önüne koşan bir düşünce dünyamız var.

Kürt siyasi literatüre giren bazı kavramlar: Felsefe değerleri olmayan kavramlardır. Sadece duygusal dünyamızı açıklarlar. Mesela birilerinin “bedel ödediğini”, “fedakar olduğunu”, “dürüst olduğunu söylemek”, “iyi kürt”, ülkesini seven Kürt”, “ülkesi için canını veren Kürt” gibi tanımlamaları daha çoğaltarak sıralayabiliriz.

.

Oysa yaşlı Kürt okumuşları bilmelidirler ki, kimse kimse için bedel ödemiyor. Üstelik de ödediği bedel bu milletin ödediği bedel, ya da mukayeseli bir başkasının ödediği bedel yanında çok büyük ve anlamlı değildir.

Her insan dürüst olmak zorundadır. Dürüstlük bir meziyet değil. İnsanda olması gereken bir özelliktir.

Bir Kürt kendi ülkesini sevmek zorundadır. Her milletin bireyi de kendi ülkesini seviyor.

Hele bir Kürt ülkesi sömürge ve işgal altındaysa, ülkesinin ve milletinin sömürge boyunduruğundan ve işgalden kurtulması için mücadele etmesi, bağımsızlık ve özgürlük aşığı olması kadar doğal bir şey olamaz.

Biz yaşlı Kürt okumuşlarının olayları bütünlüklü kavrama yetenekleri yoktur. Bundan dolayı da, parçalı bakışa sahiptirler. Bir olguyu bir yönünden alıp yorumladıklarında da, bütün olguyu yorumluyor gibi bir kanıya sahip olurlar.

Biz demokrat değiliz. Çoğulcu değil tekçi düşünüyoruz. Bundan dolayı farklı düşüncelere saygı duymuyor, farklı düşünceleri, suç sayıyoruz.

Kürdistan’da da bunun bedeli on binlere varan Kürt gemcinin okumuşunun ölümü oldu.

Biz değişime kapalıyız.

Öngörülü değiliz. Vizyon sahibi hiç değiliz. Gelişmeleri onlarca yıl sonra takip ediyoruz.

Çağa uygun donanım ve bilgiye sahip olmadığımız için çağdaş deyiliz..

Çağın standartlarına göre cahil sayılırız.

Biz yaşlı Kürt okumuşları, kendi gerçekliğimizi görmemek için, başkalarının gerçekleriyle ilgileniriz. Biz kendimiz savunmaya muhtaç zavallı konumundayken, başkalarını savunma gibi bir sefillik gösteririz. Oysa her insanın kendisini savunma gücünde olduğunu bilmeliyiz. Ya da o güçte olmasına inanç getirmeliyiz.

Başkasının yerini ve konumunu sorgularken, kendi konumumuzu görmezlikten geliriz.

Körlüğümüzü ve şaşılığımızı görmeyiz başkasının körlüğünü ve şaşılığını söz konusu ederiz.

Kendimiz başkasını dinlemeyiz, zan ederiz ki başkaları da dinlemiyorlar.

Kendimiz doğrularımıza aşığız, başkalarının doğrusu bize batar, o doğruları suçlarız.

Kendimiz çok sekter olmamıza rağmen, başkasının sekter olmasından bahsederiz.

Kendimiz örgütte hiç disipline gelmeyiz, başkasının disipline gelmediğini düşünürüz.

Kendimiz çoğulculuğu savunma çerçevesinde ede örgütte kararları uygulamayız. Ama başkasının uygulamadığını düşünürüz.

Kendimiz örgütte aidat ödemeyiz, başkasının ödemediğini söz konusu ederiz.

Kendimiz çıkarcıyızdır. Başkalarının çıkarcılığı ile ilgileniriz.

Kendi özgürlüklerimizi severiz, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya, yok etmeye çalışırız.

Kendilerimiz tabuları yıkamadıkları, örgütlere ve liderlere müritliğe yatkın oldukları için; tabuları yıkanları, örgütlere ve liderlere mürit olmayanları “yıkıcı” olarak tanımlarlar.

Halkın çıkarlarına hizmet etmeyen örgütlerin devamını kendi işe yaramaz konumlarını korumak isterken, birilerinin bunu tepkesini “parçalayıcılık” olarak değerlendirirler.

Bundan dolayı cani, barbar, kan dökücü, Kürtleri boyutlu ve katliam boyutunda katleden Devletin paramiliter PKK örgütünün mekanizma olarak parçalanmasını cesaretle istemezler, isteyenleri de olmadık tanımlarla ifade ederler.

“Kol kırılsın yel içinde kalsın” diyerek PKK’nın benim yedek adamlarım, başka arkadaşların “ara adamları” dedikleri konumlarıyla PKK’ya hizmet ederler.

Benim buna uygun olmayan düşüncelerimi de yıkıcı kabul ederler. Ben bu anlamda yıkıcıyım.

Biz yaşlı Kürt okumuşları zan ederiz ki, bir doğru vardır ve bir doğru da olmalıdır. Bir doğru ve başka bir doğru tarafından ortadan kalkar ya da kalkmalıdır. Kendi doğrumuzun dışında başka doğru yoktur düşünce geriliği içindeyiz.

Oysa yaşam pratiği bize anlatıyor ki,  insan ve yaşamın gerçeği o dur ki, herkesin, bir olayla ilgili kendi doğruları vardır. Yoksa yanlış görüşler yoktur. Sadece faydalı, faydalı olmayan, milletin çıkarlarına hizmet eden etmeyen, demokratik olan olmayan, faşist olan olmayan, otoriter olan ve olmayan doğrular ve gerçekler vardır.

Herkes, her devlet, her örgüt ve parti için, hatta mafya ve paramiliter PKK gibi örgütler kendi doğrularını sergilerler. İnsanlar da bu doğrular ya da bilgiler denizinden sonca varırlar, tercihlerini yaparlar.

Biz yaşlı Kürt okumuşları, çapsızlığımızdan dolayı kendimizi savunmak, meşru olmayan konumumuzu savunmak için iftiralara, komplolara, yalanlara da başvurmak gibi bir özelliğe sahibiz. Söylenmeyi, söylenmiş kabul ederiz. Hem de muhataplardan daha çok olanı, olandan farklı gösteririz.

Biz yaşlı Kürt okumuşları, çapsız olduğumuzdan eski alışkanlıklarımızı devam ettiririz.

Bir olayı, bir insanı olduğundan başka gösterme hastalığına sahibiz.

İnsanları putlaştırırız.

Ama günü geldiğinde ve kızdığımız zaman da o insanın hak ve hukukunu, özgürlüklerini ayaklar altına alırız.

Putu gözümüz kırpmadan kırarız.

İmkânımız olduğu zaman da o insana hayat hakkı tanımayız. Fırıncıyı tembihleyip ekmek vermemesini sağlamaya çalışırız.

Biz yaşlı Kürt kuşağı bilmeliyiz ki öyle bir insan, bir akım kolay ekol olmuyor. Bir düşünceyi sevmemiz ve savunmamız, bir kişinin görüşlerini tasvip etmemiz, kendimize yakın görmemiz bir ekol olarak hemen tanımlanamaz.

Diyarbekîr, 26 Nisan 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir