Kürd Aşiretlerin Mecburi İskânı

Kürd aşiretlerinin batı vilayetlerine ya da İç Anadolu bölgesine iskânları 17. yüzyılın sonlarıyla 18. yüzyılın başlarına denk geliyor ve bu süreç ağırlıklı olarak 1850’lere kadar devam ediyor. Bu dönemde Kürdistan’daki Celaliler, Canbegler, Şemsıkiler, Heyderanlar, Reşvanlar (Reşiler), Hizoller, Zerkanlar, Mikaililer, Şêxbıziniler ve Têrkanlar gibi çeşitli büyük aşiretlerin tamamı ya da bazı kolları (kabileleri) farklı gerekçelerle bulunduğu yerlerden zorunlu iskâna tabi tutularak Konya, Haymana, Aksaray, Bozok (Yozgat), Çorum, Amasya ve Sivas vilayetlerine iskân edilmek üzere yurtlarından göç ettirilmişler.

Göçebe Kürd aşiretlerin iskânı ve göçertileleri, ondan sonra da 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşıyla birlikte yeniden başlıyor ve genel olarak da I. Dünya Savaşı’na kadar devam ediyor. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın hemen akabinde hazırlanan raporlarda, göçebe Kürd aşiretlerinin iskân edilmesinin gerekliliği ve nedenleri açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu amaçla Yıldız Sarayı’na sunulan bir raporda: Göçebe Kürdlerin yerleştirilmeleri ve iskân edilerek medeniyete kavuşturulmaları çok önemli bir sorundur. Bu konuda bölgeye gönderilmiş müfettişlerin Meclis-i Vükelaya sundukları raporlar görüşülmüş ve bazı kararlar alınmıştır. Müfettişlerin verdikleri raporlara göre; zaman zaman Kürtlerin yaşadıkları yerlerde bulunan Hıristiyanlara karşı yapılan bazı adaletsiz uygulamalar, buralardaki Hıristiyanların himaye hakkını ele geçirmiş İngiltere ve Rusya’nın bölgeye müdahalesine neden olabilir. Bu nedenle bölgedeki göçebe Kürtlerin bir an önce itaat altına alınması gerekir. Ayrıca İran sınırında yaşayan Kürt aşiretlerin İran tarafına geçmemeleri için, göçebe halde bulunan bu aşiretlerin derhal yerleşik hale getirilmesi gerekmektedir… Aksi taktirde özellikle Nasturilerin bulunduğu bölgede büyük karışıklıklar çıkabilir ve kısa sürede bu bölge de Balkanlara dönebilir. Yani bu bölge adeta Kürdistan’ın Karadağ’ı olabilir. Bu bölgede Hıristiyanlarla ilgili ıslahatlar hızla yapılmaz ve göçebe Kürt aşiretleri iskân edilmezse, yabancı devletlerin de karışmasıyla büyük sorunlar çıkabilir.[1]        

Diğer bir zorunlu göç ve iskân hareketi ise, 20. yüzyılın başlarında yani Balkan savaşlarından hemen sonra başlatılmıştır. “Osmanlı klasik iskân politikasının önemli bir özelliği, genel olarak etnik, dinsel ve mezhepsel nüfus yoğunlaşmalarını engellemek ve mümkün mertebe karıştırmak olarak özetlenebilir.”[2] Bu çerçevede özellikle büyük nüfusa sahip Kürd aşiretlerinin iskânında, mümkün oldukça kendi bölgelerinin dışında ya da Kürdistan’dan uzak diyarlarda yerleştirilmeleri hedeflenmiştir. Göçebe ya da yerleşik aşiretlerin iskânıyla hedeflenen diğer önemli bir amaç ise, Müslüman ve gayrimüslim nüfus oranını değiştirmek idi. Bu amaçla alınan kararlar ve yapılan uygulamalar, Abdülhamid’in iktidara geldiği ilk yıllardan beri özellikle gözetilen bir politikaydı.

Balkan Savaşı’nda alınan yenilgi ve toprak kaybını telafi edebilmek için, iktidarda bulunan İttihat ve Terakki yönetimi içe dönük aldığı yeni tedbirlerle bir taraftan Balkanların kaybedilmesiyle ortaya çıkan ekonomik, askeri boşluğu doldurmak ve meydana gelen asayiş zafiyetini gidermek istiyordu. Bu amaçla, henüz I. Dünya Savaş başlamadan önce, resmi olmayan nüfus sayımları yapılarak Anadolu’daki etnik dağılım tespit edilmeye çalışılıyordu. Diğer taraftan da, örgüt içerisinde güçlenen ve egemen eğilim konumuna gelen “Türkçülük” siyasetinin hedeflediği “Anadolu’nun İslamlaştırılması ve Türkleştirilmesi” politikası doğrultusunda yeni yöntemler ve uygulamalara başvuruluyordu.

Bunun için ilk etapta devletin otoritesinden uzak, müstakil ve göçebe bir hayat yaşayan Kürd, Arap ve Türkmen aşiretlerin bir plan ve program doğrultusunda iskân edilmesi, yerleşik hayata geçirilmesi gerekiyordu. “Memalik-i Osmaniye’nin dört bir tarafında yapılan araştırmalara göre bir milyon Türkmen, bir milyon Kürd ve 3 milyon Arap göçebe yaşamaktadır.”[3] Bu yeni dönem iskân politikasının uygulanabilmesi için, yeni bir teşkilat uluşturmak gerekiyordu ve bu amaçla Muhacirîn Müdüriyet-i Umumiyesi bünyesinde diğer birkaç şubeyle birlikte aşâir (aşiretler) şubesi açılmış ve daha sonra da bu kurum Aşâir ve Muhacirîn Müdüriyeti Umumiyesi’ne dönüştürülmüştür ve göçebe aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesi, “medenileştirilmesi” bu teşkilat vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu tür metinlerde sık sık kullanılan “Medenileştirme” gibi kavramlar aslında bir kolonyal zihniyetin ürünüdür. Bu nedenle iskân politikasının pratik uygulaması, aslında bir nevi sürgün, toprağından koparma ve asimilasyona dönüşmüştür.

Kendisi Meşrutiyetin ilanından hemen sonra yayınlanan Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi baş yazarı ve Midyat’ta bir dönem kaymakamlık yapmış olan Diyarbekirli Mirikatibizade Ahmed Cemil, Kürt aşiretleriyle ilgili yürütülen politikanın amacını bildiği için, “Meşrutiyet ve Siyaset-i Aşair ve Kabil ile Yerleştirme ve Islahı” başlığıyla bir rapor hükümete sunmuş ve göçebe Kürd aşiretlerinin bulundukları bölgede yerleştirilmelerini önermiş. Daha sonra da bu konuda yazdığı bir makalesinde, bölgenin yerli halkından olan Batuvan aşiretinin Şırnak-Eruh bölgesinde yerleştirilememesinden yakınarak, “Öteden beri yabancı diyarlardan akın, akın gelmekte olan mağdur muhacirlere bir iskân yerini tayin edip yerleştirmekte güçlük çekmeyen Osmanlı kudretinin, bilakis kendi dahili göçlerine karşı bu konuda acizlik ve umursamazlıkta bulunması, tasavvur edilemez. Pek uzun düşüncelere ihtiyaç yok, bir kere Eruh aşiretlerinin yine Eruh dahilinde iskanına teşebbüsü ve bunu da bir tecrübe ediniz. Bu konuda her tarafın tasavvur edegelmiş olduğu bütün engel ve problemlerin bir idari tereddüt ve kuruntudan başka bir şey olmadığı görülür.”[4] Aslında Göçebe Kürd aşiretlerininin iskânında, nüfus kaygısının yanısıra ekonomik ve askeri amaçlar da hedefleniyordu. Diyarbekirli Ahmed Cemil, bu önerisiyle, göçebe Kürd aşiretlerinin topraklarından ve kültürel ortamlarından uzaklaştırılmadan iskân edilmelerini öneriyor.

 

[1] Hazırlayan: Alişan Akpınar- Sezen Bilir-Tacim Sebüktegin, Şeyh Ubeydullah İsyanı Üzerine Yeni BelgelerKürt Tarihi, Sayı: 8, Ağustos-Eylül 2013, s. 19

[2] Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Şifresi, İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği (1913-1918), İletişim Yayınları, 8. Baskı, Ankara, 2023, s. 42

[3] Fuat Dündar, İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskân Politikası (1913-1918), İletişim Yayınları, 7. Basım, 2018, İstanbul. s. 73

[4] Mirikatibizade Ahmed Cemil, Aşiretlerin iskân derecesi veya yerleştirmeme imkânsızlığı ve hükümetin bu konudaki idari kuruntusuDicle, no: 90, s. 3, Dicle Matbaası, 20 Cemazeyilahır 1331 (H)/27 Mayıs 1913

Rûdaw

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *