Dr. Salih ÖZGÖKÇE
1950 yılında Van’ın Kalecik köyünde, beş çocuklu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Salih Özgökçe, küçük yaşlardan itibaren hem toplumsal hem de kültürel değerlerle büyüdü. Ailesi ona yalnızca temel eğitim imkânı sunmakla kalmadı; paylaşmayı, çalışkan olmayı ve ezilen halkının kültürel mirasına saygı duymayı da öğretti. Van Atatürk Lisesi’ni birincilikle bitirmesi, genç yaşta ortaya çıkan kararlılığın ve sorumluluk bilincinin ilk göstergesiydi.
Özgökçe’in yurtsever kimliği, yalnızca köyü veya memleketi ile sınırlı değildi; bu bir yaşam felsefesi, adalete ve halka bağlılık anlamına geliyordu. Gençliği boyunca gözlemlediği adaletsizlikler, kültürel baskılar ve ekonomik zorluklar, onun halkına ve toprağına karşı sorumluluk duygusunu derinleştirdi. Zaman zaman dengbejlerin söylediği ezgileri dinlerdi:
ferman e axao ferman e
fermana Mîrê Mîran e
tivinga teresê cendirman e
hewar û gazîya qereqol û qaymaqaman e çi bikim destê Kurdan li ber rûyan e
eşîr ji xwe re hêsîr mane
berxê li pêşiya bavê te ne havîn e, ne bihar e,
li pêşîya me herçar rojê sar e
ez nemînim vê sibengê qoçe payîz û dîsa zivistan e
Bu melodilerin hüzünlü ritmi, hem kendi iç dünyasında teselli bulmasını hem de zulme karşı dirençli olmasını sağlardı. Her notada ve ağıtta, halkına dair bir bağ ve görev bilinci hissederdi.
Üniversite yıllarında yükselen faşist gruplar ve baskılar karşısında sessiz kalmadı. Yurtsever duruşu, toplumsal adalet, eşitlik ve halkına sahip çıkma anlayışının doğal bir yansımasıydı. Arkadaşları ve çevresi, onu cesur ve kararlı biri olarak tanıdı; halkına ve değerlerine sahip çıkması, onu yalnızca bir hekim değil, bir direniş sembolü hâline getirdi.
Tıp eğitimine Hacettepe Üniversitesi’nde başladı, öğrenimini Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde tamamladı. Mezuniyetinin ardından büyük şehirlerin sunduğu imkânları bırakıp memleketine dönerek halkına hizmet etmeyi seçti. Van’ın Başkale ilçesindeki sağlık ocağında göreve başladığında, mesleğini bir iş olarak değil, yurtsever değerler ve sorumluluk bilinciyle icra etti. Sahip olduğu ekonomik imkânlara rağmen memleketindeki bir karış toprağı bile satmamış olması, onun bu duruşunun en somut göstergesiydi; toprağına ve vatanına bağlılık, onun için bir onur ve şeref meselesiydi.
Diyarbakır’da uzmanlık eğitimi sırasında, 12 Eylül 1980 darbesi hayatını köklü biçimde değiştirdi. Uzmanlığının ikinci gününde gözaltına alındı ve Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi. Cezaevinde geçirdiği dört yıl, onun hem fiziksel hem de ruhsal direncini sınadı. Karanlık hücrelerde geçen günler, uykusuz bırakmalar, uzun süreli hücre cezaları ve zaman zaman uygulanan fiziksel şiddet, gardiyanların yıldırma çabalarının parçasıydı.
Tüm bu baskılara rağmen Özgökçe, yurtsever duruşunu ve halkına bağlılığını korudu. Hücrede geçirdiği sessiz saatlerde, gençliğinde dinlediği dengbej ezgilerini hatırladı; zulme boyun eğmemenin ve inandığı değerlere sadık kalmanın önemini yeniden kavradı. Cezaevi yılları, karakterinde derin bir direnç, sabır ve iç disiplin oluşturdu. Arkadaşlarına moral verdi, dayanışmayı güçlendirdi ve yaşadığı tüm sürgünler, tehditler ve zulümler onu kırmak yerine olgunlaştırdı.
Tahliyesinin ardından Sakarya’da görev yaptı; ancak memleketine dönme arzusu ağır bastı. Van ve Muş’ta görev aldıktan sonra Van Devlet Hastanesi’nde çalıştı. Emekliliğinin ardından özel hastanesini kurdu ve bugün memleketinde yaklaşık dört yüz kişi ve dolaylı olarak beş bin insan yarattığı olanaklardan faydalanıyor. Bu imkânlarını metropollere taşıyabilirdi; fakat Dr. Salih, tüm olanaklarını kendi memleketinin çocukları için harcadı. Varlıklı ve eğitimli olmasına rağmen memleketini terk etmemesi, toprağını satmaması ve yurtsever duruşunu her koşulda koruması, onun gerçek azizliğini ve örnek karakterini ortaya koyuyordu.
Salih Özgökçe, arkadaşları tarafından çalışkan, yardımsever ve ilkeli bir hekim olarak tanındı. İlk izlenimde mesafeli duruşu onu soğuk gösterse de, tanındıkça sıcak ve esprili yönleri ortaya çıkıyor. Siyasi görüş fark etmeksizin herkes, onun adanmışlığından, halkına ve memleketine bağlılığından söz ediyor. Hayatı, yalnızca bir meslek hikâyesi değil; yurtsever değerler, kültürel kimlik, direniş ve halkına adanmışlık hikâyesidir. Gençliğinde gözlemlediği zulümlere karşı direnişi ve dinlediği dengbej ezgilerinin ışığında, Salih Özgökçe hâlâ mücadelesine devam eden yaşayan bir aziz olarak öne çıkıyor.


