Mahmut UZUN
Bazı sorular vardır ki cevabı sloganlarda değil, tarihin bıraktığı izlerde saklıdır.
PKK, yıllarca kendisini Kürt halkının kurtuluş hareketi olarak tanıttı. Peki sonuç ne oldu? Kürtler daha mı özgürleşti? Daha mı güçlü hale geldi? Daha mı huzurlu bir geleceğe kavuştu?
Yoksa tam tersine, Kürtlerin yaşadığı her coğrafya daha fazla çatışmanın, daha fazla yıkımın ve daha fazla acının sahnesine mi dönüştü?
Bu soruları sormak kimseyi düşman yapmaz. Aksine, bir halkın geleceğini düşünen herkesin sorması gereken sorulardır.
Çünkü ortada tuhaf bir çelişki var.
PKK’nın var olduğu her dönemde devletler güçlenmiş, güvenlik politikaları genişlemiş, baskılar meşrulaştırılmış; buna karşılık bedeli ödeyen yine sıradan Kürtler olmuştur. Dağlarda ölen Kürt çocukları, boşaltılan Kürt köyleri, göç etmek zorunda bırakılan Kürt aileleri, cezaevlerine doldurulan Kürt siyasetçiler…
İnsan ister istemez soruyor:
Eğer bir mücadele kırk yılı aşkın süredir sürüyorsa ve sonunda halkına özgürlükten çok mezarlık, refahtan çok yoksulluk, birlikten çok parçalanma bırakıyorsa, bu mücadele gerçekten kimin çıkarına hizmet etmiştir?
Bir Truva atı tam da böyle çalışır. Dost gibi görünür ama sonuçları düşmanların işine yarar. Bir köstebek tam da böyle davranır. İçinde bulunduğu yapıyı dışarıdan değil içeriden zayıflatır.
Bu yüzden bugün birçok Kürt şu soruyu yüksek sesle sormaktadır:
PKK gerçekten Kürtlerin özgürlüğü için mi mücadele etti, yoksa farkında olarak ya da olmayarak Kürtlerin önüne çıkan en büyük engellerden biri mi oldu?
Çünkü tarih garip bir tanıktır. Söylenenlere değil, ortaya çıkan sonuçlara bakar.
Sonuçlara bakalım.
Kürt sorunu çözüldü mü?
Hayır.
Kürtler ortak bir siyasi akıl etrafında birleşebildi mi?
Hayır.
Kürtler bölgesel ve uluslararası düzeyde daha güçlü bir konuma ulaştı mı?
Tartışılır.
Ama kesin olan bir şey var:
On binlerce insan öldü.
Milyarlarca dolarlık kaynak savaşa harcandı.
Toplum kutuplaştı.
Ve Kürt meselesi, çoğu zaman demokratik haklar ve özgürlükler ekseninden çıkarılıp güvenlik eksenine sıkıştırıldı.
O halde sormak gerekir:
Bir hareketin en büyük başarısı kendi halkına kazandırdıklarıyla mı ölçülür, yoksa düşmanlarına sağladığı gerekçelerle mi?
Belki de asıl tabu budur.
Belki de yıllardır kimsenin dokunmak istemediği soru şudur:
PKK, Kürtlerin kurtuluş yolu muydu; yoksa Kürtlerin sırtına yüklenmiş, onların enerjisini, umutlarını ve geleceğini tüketen tarihsel bir Truva atı mıydı?
Bu soruya verilecek cevap, sloganlarla değil; duygularla değil; öfkeyle değil; kırk yılı aşkın bir zamanın ortaya çıkardığı sonuçlarla verilmelidir.
Çünkü hiçbir dava, kendi halkına ödediği bedellerden bağımsız değerlendirilemez.
Mahmut Uzun


