İSMAİL EL CİZİRİ EL-KURDÎ (1136-1206)

DÜNYADA İLK DEFA ROBOT VE  KOMPÜTERİN BABASIOLAN

 

İSMAİL EL CİZİRİ EL-KURDÎ

(1136-1206)

 

“Pratiğe dönüşmiyen bilgi, o yanlış ile doğru arasında kalır!..”

​​​​​​Ciziri

Kürtler arasında bedî-ûz zamanünvanını alan pek çok kişi olmasa gerek. Bunlardan sadeceikisinin adı ön plana geçerek, günümüzde halen Kürtler ve müslümanlar arasında anılagelmekteler. “Bedî-ûz Zaman“ın anlamharikulade zeka ve hafıza”sı olan kişi anlamına gelenZamanın Harikası”olarak adlandırılır. Bu rastgele herkese verilen bir ünvan değildir. Birkaç milyon ve hatta milyarlar arasında, çok az düzeyde seçilen kişilere ancak bu ünvanınnasip olduğu görülür. Kürt asıllı Bedî-ûz Zaman“lardan biri XII. yüzyıla yaşamış olan “Bedî-ûz Zaman Ebûl-îz Îsmaîl bîn El-Razaz El-Cezîrî El Kurdî(1136-1206)’ dir. DiğerBedî-ûz Zaman“ ise Bedî-ûz Zaman Saidi Kurdi‘dir. Bazıları O’nun doğduğu yer Bitlis ilinebağlı Hizan ilçesinin “Nurs” köyü olduğundan dolayı Nursluanlamına gelen Bedî-ûzZaman Saidi Nursi olarak da adlandırırlar.

 

 

Bedî-ûz Zaman Saidi Kurdi

(12 Mart 1876-23 Mart 1960)

20. yüzyılda yaşamış olan Bedî-ûz Zaman Saidi Nursi’nin hayatı, hapis ve sürgünlerlegeçmiştir. Ayrıca Rus-Osmanlı savaşında (1917) üç yıla yakın bir zamanını da savaş esiriolarak Rusların elinde esaret hayatını yaşıyarak geçirmiş.  O’nun adı çağımızın en büyükİslam din alimleri arasında geçer. Bedî-ûz Zaman Saidi Kurdi’nin Öğrencilik yıllarında temelİslamî bilimlerle ilgili 90 kadar kitabı ezberlediği söylenir. Bu konu kendi başına bir araştırmakonusu olacak kadar derin ve boyutludur.

Bu yazı dizisinde Kürt asıllı olan ve XII. yüzyıla yaşamışBedî-ûz Zaman Ebûl-îz Îsmaîl bînEl-Razaz El-Cezîrî El Kurdî(1136-1206)’ yi konu almak istiyorum.  Adının sonundaki  “El-Cezîrî El Kurdî“ de gösteriyorki O, tarihe“Cizreli Kürt İsmail“ olarak geçmiş. Bazı bilimadamlarının O’nu Türkmen veya Arap kökenli oluşunu vurgularken, onların ardniyetliolduklarını vurgulamak yerinde olur. Kürt halkını küçük gören veya tanımıyanların kendikökenleriyle bir sorunlarının olması gerekir. Zira Allah insanları ayrı ayrı ırk ve boylardanyaratmıştır!.. Kur’an’da Allah derki: “Ey insanlar, gerçekten biz, sizi bir erkek ve bir dişidenyarattık ve birbirinizle tanışmanız için, sizi halklar ve kabileler olarak mevcut kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün ve kerim olanınız, ırk ya da soyca değil, ancak takvaca(günahtan sakınma) en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir ve haber alandır.” der… Buüstün ırk ayırımını yapanların, bir taraftan bir halkı tümden inkar ederken, diğer yandan da o halkın Bedî-ûz Zaman“ simalarını kendindenmiş gibi saymak kadar insanda kompleksli birhastalıklı zihniyet ve yaşam tarzı düşünülemez! İslamda ırkçılık yapanların hem suç ve hem de günah işlediklerini bir kez daha vurgulamakta yarar var sanırım.  

Bedî-ûz Zaman Ebûl-îz Îsmaîl bîn El-Razaz El-Cezîrî El Kurdî’nin hem yaşadığı coğrafyaya,hem de tüm dünyaya nasıl çağlar öncesi hizmet ettiğini bir kez daha okuyuculara sunmak istiyorum. Dünya medeniyeti derken, tarihin geçmişinden günümüze değin sürüp gelen ve birbirini izleyen birçok kültür ve medeniyetinden bahsetmek istiyorum. Bugünkü dünya medeniyeti, tüm medeniyetlerin harmanlaşmış halinden ibarettir. Eski medeniyetlerin merkezlerinden biri de Mezopotamya ve Anadolu’dur. Burada Kürtler, Asurlar, Araplar, Romalılar, Yahudiler ve XI. yüzyıldan itibaren de başta Türkler olmak üzere bir çok millet bu yörelerde yaşamış. Çeşitli medeniyetlere ev sahipliğini yapan ve bugün üzerinde başta Türklerin ve Kürtlerin birlikte yaşadığı bu topraklardaki medeniyete adı geçen unutulmuş halkların da az veya çok katkıları olduğunu unutmamak gerekir.

Günümüzde yeryüzünde 6.900 dolayında dil var. Bunların bir kısmı çok canlı olup, bir kısmı da günden güne zayıflıyarak yok olmakla karşı karşıyadır. Devlet dili olarak himaye gören 190 dolayında dil canlılığını korurken, her ay unutulmaya yüz tutan bir-iki dil de unutularak tarih sahnesinden yok olup gitmektedir.

Yeryüzünde büyük devletler kuran ülkeler hem dillerini iyi korumuşlar, hem de çağdaş dilbilim (linguistik) olanaklarından yararlanarak dillerini geliştirmişler. Hatta İngilizce gibi diller gelişerek uluslararası konuşma dili şekline dönüşmüştür. Kürt dili zengin bir dil olduğu halde 1990’lı yıllara kadar yasaklı bir dil olarak büyük gelişmeler gösterememiş, özellikle de Türkiye sınırları içerisinde büyük bir asimilasyona uğratılmış, nerde ise yazı dili olarak bir zamanlar yasaklı dil haline getirilmişti. Böylesi şartlarda bir dilin gelişmesini beklemek sadece hayalden ibarettir. Sadece Türkiye’de değil, İran, Suriye ve nispeten Irak’ta da Kürt dili tam çağdaş bir gelişme gösterememiştir. 1990’lı yıllardan itibren Irak’ta Kürtlerin ilkokuldan üniversiteye kadar Kürdistan Federe Devlet sınırları içerisinde olanak bulmasıyla Kürt dili orada gelişmiş ve etkisini Kürdistan’ın diğer parçalarında da his ettirmiştir. Buna eski Sovyet ülkelerindeki gelişmiş Kürdolojiye, bir de Avrupa ve diğer kıtalardaki gelişen Kürt dili ve Kürdoloji eklersek, Kürt dilinin durumunun eskiye göre daha da iyileştiğini söylemek mümkündür. Kürt dili ve Kültürü konusunda 200’den fazla doktora tezinin hazırlanması, bu konudaki önem ve hasasiyeti vurgular.

Daha dün Kürt dili diye bir şeyin olmadığını, Kürt dili olmayınca da “Kürt” diye bir ırkın olamıyacağını savunan sözde Türk bilim adamları ne yazık ki günümüzde halen varlığını korumakta olup çoğunluktalar! Örneğin, bazı ünlü Türk bilim adamları, icatçı (buluşçu) olan Cizreli Kürt İsmail’i “ünlü bir Türk” olarak kendi doktora tezlerinde utanmadan yazıp, çizmekteler! Bu sahiplenmeyi sadece Türkler mi yapıyor? Hayır! Buna Arap ve Acemleri de katmak gerekir. Kürtlerin tanınmış bir Türk’ü ve ne de bir Arab’ı Kürt görüp, Kürtleştirdiklerine tanık olamadım.  Halbuki Kürt bilim adamlarına sahip çıkmak Türk ve Araplar için son derece doğal ve güncel bir konu! Bu sahiplenmeler insani boyutların dışında, bir halkı yok saymaya yönelik olduğu için, bir Kürd’ün Kürd olarak vurgulanmasında ve geniş halk kitlelerine tanıtmakta yarar var.

Cizreli Kürt İsmail’i tanıtmadan önce kısaca yaşadığı dönem hakkında bilgi vermekte yarar var. Adı geçen dönem, Türklerin Anadolu’ya tam olarak yerleşmedikleri bir döneme rastlar. Türkler, 1071 tarihinde Malazgird savaşıyla Anadolu’ya yerleşmeye başladıkları kabul edilen bir tarih. Kürtlerin Malazgirt savaşında Türklerin yanında yer aldıklarını tarihçiler belirtir. Anadolu’nun Türklere açılmasında rol oynayan Kürtlerin zamanla Türklerin egemenlğinegirmeleri, Kürtlerin bugünkü konuma gelmesinde büyük bir rol oynamıştır. Adı geçen Cizreli bilim adamını Türk saymak kadar, Türkler için doğal ne olabilirki?! Çünkü son zamanlara kadar “Kürd” diye bir halkı dahi tanımadıklarında direniyorlardı… Şimdiki devlet yöneticileri Kürtlerin varlıklarını kabul eder gibi gözüküyorlar. Fakat diğer tarafta Kürtlerin en doğal temel hakları olan anadilden eğitime de yasak koymaktalar. Aslında anadildeki eğitime karşı gelmek, Kürt kimliğini inkar etmekle eş değerdedir. Kürtlerin açık bir şekilde kendi kaderlerini belirlemede etkin olacak bir politikayı, dünya kamuoyuna anlatmak, benimsetmek ve destek almakla baş başa olduklarını unutmamaları gerekir.  

Cizreli İsmail’in bir Türk olması da mümkündü. O zaman böylesi bir Türk’e saygı duymak kadar güzel ne olabilir? Ama o kişi Kürd ise, Kürd olarak bilim adamlarının belirtmesinde ne gibi bir sakınca vardır? Bunun yanıtını O’nu bir Türk gibi taktim eden Türk bilim adamlarına sormak gerekir!..

Artuklu sarayının önemli mühendizlerinden biri de Botan’da doğan Cizreli İsmail’dir. O, 1136 yılında Cizre’de Deryê Çiya“ semtinde dünyaya geldi. Öğreniminden sonra da Artuklu sarayında görev aldı. Babasının adı Rezaz olup ticaretle uğraşmaktaydı. Böylece Rezaz’ınoğlu İsmail olarak adı tarihe geçer. Kendisinin yaşadığı dönemde O’nun kadar bilgili ve akıllı kimse olmadığı için, halk tarafından kendisine Bedî-ûz Zaman Ebûl-îz Îsmaîl bîn El-RazazEl-Cezîrî El Kurdî“ denilmiş.

Yaşadığı yüzyılda elektirik ve makinalar daha icat edilmeden önce, su kuvvetiyle dünyada ilk kez bir çok yeni icada imzasını atmış. Dünyada yapıt ve buluşları bir çok üniversitede okutulan Cizreli İsmail, ne yazık ki ne Kürtler arasında, ne de Türkler arasında gereği gibi tanınmamıştır. O yapmış olduğu buluşları Artuklu sarayında uygulamaya başlamış, kendisine sarayın verdiği olanaklarla da icattan icada koşmuştur. Bilgin ve çağında örneğine az rastlanan emsalsiz biriymiş. Günümüzde O’nun bir benzerine rastlamak mümkün değil. O’nun adı dünyanın ölümsüzleri arasındadır. Medeniyete ışık tutan, Mezopotamya medeniyetini inşa edenlerden biri olarak Cizreli İsmail’e çok şey borçluyuz. O’nun adı dünyadaki icatçılar arasında en ön sıralarda yer alır…  

Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 25 yıl başmühendislik görevini yapan Cizreli İsmail tüm yeni buluşlarını Arapça olarak yazdığı “Kitab-ül Camii Beyn-el ilmi vel-amel En Nafi-i fi Sınaat-il hiye, Cezîra Botan, 1183 – 1208″ kitabında renkli şekillerle hazırlamıştır. O dönemde sarayın resmi dili Arapça’ymış.

Bu kitabı kısmen ilk defa Alman bilim adamları E. Wiedman ve F. Hauser tarafından Almança’ya çevrilmiş olup, 1908-1921 yılları arasında yayınlamışlar. Kitabın İngilizce’yeçevirisi ise “ Al Jazari’s Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices,USA, Boston, 1973“te yeniden yapılmıştır. Cizreli İsmail kitabının başında “25 yıl Artukoğullarıhükümdarlarına bu otomatik aygıtları yaparak hizmet ettim. Hükümdarımın isteği üzerine bukitabı yazdım. Benden önce çeşitli otomatik aygıtlar kurabilen bütün bilginlerin eserlerindenyararlandım. Kendi buluşlarımı da katarak yeni makineler yaptım” der.

Adı geçen kitap 6 kısımdan oluşup, eserde mühendislikle ilgili 50 farklı aletin plan ve işleyişihakkında bilgiler verilmektedir. O dönemde Artuklu sarayının resmi dili Arapçaymış. Osmanlılar döneminde de yazarlar eserlerini çoğu zaman özellikle dini konuları Arapça ilekültür ve edbiyat konularını da Farsça yazmayı tercih ederlerdi. Ciziri de eserini Arapçayazmış. Ya da yazmak zorunda kalmış. Çünkü o dönemde Kürtçe yazı dili yaygın değildi. Günümüze kadar bu değerli yapıttan eski harflerle ancak 11 elyazması nüshası kalabilmiştir. Yapıtın orijinali ise mevcut elyazmaları arasında halen bulunmamaktadır. Bu 11 elyazmasınüshadan üçü Türkiye bulunmaktadır. Bunun iki nüshası Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde III. Ahmed kitaplığının A3472 nolu bölümde kayıtlıdır. Yapıtın diğer bir nüshası da AyasofyaKütüphanesi’nde muhafaza edilmekteler. Ayasofya Kütüphanesi’ndeki nüshanın 66 sayfasıkoparılmış ve kaybedilmiştir. İngilizce çevirisi yapılan elyazması ise Amerika’da kütüphanedekorunmaktadır. Aradan yüzyıllar geçtiği halde otantik renklerinden hiç bir şey kaybetmedengünümüze kadar gelen bu kitaplar paha biçilmez değerdeler. Türkiye’deki nüshaların ise uzunbir dönem görevliler tarafından saklı tutulmaları ve İngilizce baskısı yapıldıktan sonra ortayaçıkmaları da ayrıca düşündürücüdür. Kitabı Türkçe olarak Al-Jazari’ninMucizevi MekanikGeretlerini Anlatma Kitabı“ diye çevirmek mümkün. Kürtçe’ye de Pirtûka Îsmaîlê Cezîrî YaAmûrên Mekanîk Yên Nûwaze“ şeklinde çevirilebilinir.

Şam’daEmeviye Camisi”nin hemen karşısında cami kubbeli büyük bir anıt mezar var. İlkgirişte eski harflerle ve Arapça olarak: “Burda büyük Kürt kahramanı Selahaddin Eyübiyatmaktadır.ibaresi yazılı. Dünyada nasılki Selahadîn Eyübi bir Kürt kahramanı olarakbiliniyorsa, dünya bilim aleminde de Cizreli İsmail ”Kendi çağındaki zirvedeki büyükmühendizolarak anılması gayet doğal. Çünkü O, dünya bilim adamları tarafındanDünyanın ilk modern fizikçisiolarak tanınır. Ayrıca dünyada ilk kez robot ve kompüterintemelini atan kişi olarak da bilinir. Mekanik ve dinamik konularında O’nun yapıtları dünyadabu konuda atılan ilk adımlar olarak nitelendirilir. O, sibernetik ve robotik alanının ilkbuluşçusu, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifrelianahtarlar gibi ve pratik birçok düzeni tasarlayan ve pratikte onları uygulayan bir bilim adamıolarak tanınır. Sibernetik bilim nedir? Kısaca tarif edilirse sibernetikbilimi insanlarlamakinalar arasındaki kontrol etme ve yönetme ilişkisi üzerinde durur. Gerçi bazı bilimadamları sibernetik ve otomatik sistemlerinin başlangıcı konusunda değişik görüşler belirtir. Örneğin Fransızlar Descartes ve Pascal’ı, Almanlar Leibniz’i, İngilizler ise R. Bacon’un adınıverseler de, O’nun yaşadığı çağ ve buluşları bu örnek gösterilen kişileri bu konuda ilkolmadığını kanıtlamaktadır. Yani Cizreli İsmail adı geçen konularda ilk icatçı olarak dünyadakabul görür.

Kitabında yer alan makina icatlarının çoğunun su makinalarından ibaret  oluşu, O’nun bukonuda da çok bilgi sahibi olduğu izlenimini verir.

 

 

 

 

Kitab-ül Camii Beyn-el ilmi vel-amel En Nafi-i fi Sınaat-il hiye

 

Kitab-ül Camii Beyn-el ilmi vel-amel En Nafi-i fi Sınaat-il hiye,

Cezîra Botan, 1183 – 1208

Orijinal Arapça kitaptan renkli bir sahifenin görünümü

 

Günümüzde yeryüzünde 3900 kadar dil konuşulmaktadır. Bu dillerin bir kısmı devlet dili, birkısmı da ezilen ve bağımsızlığını henüz kazanmamış halkların dilidir. Tarihte büyük devletkuran milletler dillerini de koruyup geliştirerek günümüze kadar yaşatmışlar. Kürtler gibibağımsız yaşamayan halklar ise dillerini imkansızlıklar içinde gelitirememiş ve bazı halklarda dilleriyle beraber tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.

Kürtler asırlardan beri atalarından miras aldıkları topraklar üzerinde yaşamaktalar. Zengin birkültür ve dile sahip olan Kürtler bugüne kadar kendi varlıklarına sahip çıkarak, tüm engellererağmen Güney Kürdistan’da ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili Kürtçe olarakyapılmaktadır. Egemen güçler Kürtlerin dil ve kültürlerini inkar etmek isteseler de ve kendikültürleriymiş gibi onu tanıtmaya çalışmış olsalar da onların tüm çabaları boşa çıkmıştır.

Kürt olan bazı tarihi önemli şahısla onların icatlarını kendilerine mal etmek isteyen sömürgecidevletler  Kürtleri kendi adlarıyla adlandırmaktalar. Bir taraftan Kürtleri inkar ederek, diğeryandan da bir Kürt’ü Türk, Arap ve Acem gibi gösteren sözde bilim adamı sıfatı ise bilimletamamen çelişir. Örneğin dünyaca tanınan büyük buluşçu Cizreli İsmail Botan halkından biri. O, 1136 yılında Cizre’deDeryê Çiya” semtinde dünyaya geldi. O’nun kısa adı Cizreli İsmail’dir. Babasının adı Rezaz olup ticaretle uğraşırmış.

Döneminde en bilgili, en akıllı bir kişi olarak tanındığı için O’na “Bedi-üz Zaman” adı verilmişti. O kendi çağının en büyük alimi olarak Amed Artuklu Devleti  Sarayı’ndamühendis olarak çalışmış. Araplar kendisine “Bedî-ûz Zaman Ebûl-îz Îsmaîl bîn El-Razaz El-Cezîrî El Kurdî. demişler. İcatlar adlı kitabının kapağında da ayni ad kullanılmıştır. “ El-Cezîrî El Kurdî“ O’nun Kürt olduğunu göstermektedir.

“El-Cezîrî El Kurdî“yi  halen Türk olarak gösteren birçok Türk profesörine ne denilebilirki? Bilim adamları, adından da anlaşılacağı üzere doğruları araştırıp ortaya koyan ve yazan kişilere denir. Yanlışları bilerek yapan kalpazanlara bilim adamı demek doğru değildir.  İçinde Cizreli İsmail gibi bilim adamları ve Selahaddin Eyubi gibi kahraman devlet adamlarının çıktığı bir millet ne yazık ki günümüzde hala özgürlüğü için uğraşı vermektedir. Dünyada her halk kendi kaderini tayin etme hakkına sahip ve özgür oldukları halde, sadece bir Kürtler dört parçaya bölünerek, özgürlüğü gasp edilmiştir. Dünyada Kürtler ile Filistinliler BirleşmişMilletlerin gözü önünde halen tutsak yaşamaktalar!.. Artık Newrozlarda milyonlarınçığlıklarını duymayan Birleşmiş Milletler utansın! Bir de halen birbirlerine çamur atıp, birbirleriyle sürtüşen ve birleşemiyen Kürt liderleri bir daha iyi düşüne dursunlar! Bir de özgürlüğüne susamış Kürt halkına prangalar vuran egemen devletler utansın!

Ji 60 şiklên dahênên (îcatên) yên Îsmaîlê Cezîrî çendek li jêr in:

Filli Saat ( 12. yüzyıl)

Filli saat, 6 metre boyunda büyük bir fil yontusunun üzerine oturtulmuş bir saat. Saatin akrepve yelkovanı birer ejderhaya benzetilmiştir.  Her saat başı akrep ile yelkovan buluştuklarındasu düzeneğiyle dans etmeye başlayan sarıklı robotlar dikkat çekici nitelikte. Ayrıca saatindeğişik uygarlıkları bünyesinde topladığı da görülür. Buluşçu Mezopotamya’da fil olmadığıhalde, saati filin üzerine oturtmasıyla Hint medeniyetini simgeliyor. Su düzenekleriyle antik Yunan’ı, ejderhalar ile Çin uygarlığını, anka kuşu ile Mısır  uygarlığını, sarıklı robotlar ile de Mezopotamya uygarlığını yapıtında dile getirmeye çalışmış. Aslında yukardaki filli saat ile O, medeniyetleri buluşturmuş ve onları kendi buluşuyla bir araya getirmiştir. Adı geçeneserlerdeki su saatlerinden biri olan filli saat Dünya İslam Festivali” için Londra Bilim Müzesi’nde örneğine uygun bir şekilde yapılmış olan saatin bir benzeri müzede teşhir edilereksaklanılmaktadır.

 

 

 

Öten Tavuslu Su Saati

Tavuslu su  saati de aynen mumlu saatta uygulanan teknik yöntemlerle yapılmıştır. Bu susaatinin daha çok tekniği içinde barındırdığı görülür. Örneğin: Dakikaların, saatlerin, gün veayların yanı sıra, güneş ve ayın gökyüzündeki hareketlerini de bir takvim gibi gösterir. Su saatinin üstünde ayrı renklerde tam 24 adet kapı bulunur. Her kapının arkasında ayrı ayrı ötenkuşlar yer alır. Her saat başında otomatik bir şekil üst kapıdan çıkarak bitişiğindeki diğer birkapıya dokunur. Dokunduğunda açılan kapıdan dışarı bir kuş çıkarak kanatlarını çırparak öter. Ayni anda saatin kaç olduğunu bildiren sayı kadar bilyeyi ağzından aşağıya bırakır. Bilyelerbir çanağa düşerek işitilir derecede ses çıkarırlar. Bu özelliklerin dışında her saat başlarındasaatin alt kısmında bulunan otomat çalgıcılar zil, düdük ve davul seslerini çıkartarak renkli veahenkli bir ortam yaratırlar. Ayrıca saatte gündüzleri güneşin gökyüzündeki konumunuizlemek de mümkündü. Geceleri ise renkli camlar üstünde ayın durumunu izlemek, saatin o dönemdeki özellikleri arasında yer alıyordu.

Mekanik teknikle el yıkama yeri bugünkü modern tuvaletin temelini oluşturur

Ciziri, tuvalet ve lavaboyu hükümdarın ihtiyaçlarını karşılaması için özel olarak düşünerekyapmış. Örneğin sultan tuvalette iken, tuvalete adam resminin üstündeki su deposundansağdaki sütun boyunca gelen su, otomatik adamın elinden geçerek testiye ulaşır. Su ile dolantesti gittikçe ağırlaşarak eğilir ve sultanın abdest alacağı kaba dökülür. Testide suyunyükselmesiyle sıkışan hava üstte bulunan kuşun ötüşünü sağlar. Bu işlem sonunda hafifleşentesti tekrar eski geldiği yere hareket eder.Testiden sultana dökülen su, havuz içerisindeki kuştarafından otomatik adamın altındaki depoya aktarılır. Demoya yerleştirilen samandıra suyundolmasıyla birlikte yukarıya doğru hareket ederek otomatik adamın havlu tutan kolunusultana doğru uzatır. El yıkama işlemi bittikten sonra, basılan bir düğme ile sultana ellerinikurutmak için otomatik olarak uzatılan havlu işlemden sonra bir daha düğmeye basıldığındahavlu tekrer eski yerine çekilir.  Kısa ve özlü olarak dünyada daha sifon teşkilatı bilinmeziken O, sifonu bularak pratikte de sultana bir tuvalet yaparak icadını ona sunmuş.

Cizreli İsmail’in bilim dünyasına olan en büyük katkısı kendiliğinden çalışan otomatiksistemleri yukarda görüldüğü gibi icat etmesidir. Ayrıca Ciziri, su gücü ve basınç etkisiyleotomatik denge kuran ve ayarlama işini yapan sistemleri icat ederek, dünya medeniyetininhizmetine sunmuş ve yerini cennet mekan eylemiştir.

Suyu büyük bir kuvvetle yukarı fışkırtan makina

 

Dünyadaki yeni buluşların insan hayatındaki önemi nedir?

Dünyadaki yeni buluşlarla çağlar değişmiş, bir çağdan diğer bir çağa geçiş yapılmıştır. Her yeni icat ile dünya bir kez daha aydınlanmış, insanlar onlardan yararlanarak, günlükyaşantılarını daha da kolaylaştırmışlar. Su ve havanın enerjiye dönüştürülmesi, buharınmakinalarda kullanılarak enerji ve kuvvete dönüşüm gelişmeleri, bu buluşlar kendileriylebirlikte dünyada yeni mücizeler yaratmışlar. Bu mücizelerin yaratılmasında Cizreli İsmail’in imzası da var. O’nun büyüklüğü ve ölümsüzlüğü yapmış olduğu icatlarda kendinikorumaktadır

Erlangen Üniversitesindeki Alman bilim adamı Prof. Dr. Widemann Cizreli İsmail için şöyleifade ederek “Ona harikalar çağının bilim adamı, Bedî-ûl Zaman Ebûl-îz Îbn-î al-Razzaz al-Cesarî– al Kurdi- denilmiş. Bu sözler O’nun yaşadığı dönemde boşuna söylenmiş sözler değil. Bu anlatım O’nun büyüklüğünü göstermek için söylenilmiştir” der.

Cizreli İsmail (El-Cezirî) Robotik biliminin babasıdır! O, sibernetiğin ve bugünkübilgisayarın icadı için ilk adımlarını atan dahi olarak gösterilir. Cizreli İsmail ilk robotutasarlayıp, kendi döneminde pratik olarak bazı cihazlara monte ederek onları çalıştıranbuluşçu olarak bilim aleminde tanıtılır.

Mekanik müzikal oyuncak

Yukarda görülen gemideki çalgıcıların altındaki su deposundan kepçeye dökülen su, bir süresonra ağırlaşarak kepçenin dengesini bozar. Denge bozulduğunda kepçedeki su dökülür. Kepçenin kullanımı zaman ayarlamasını sağlamak için kullanılır. Boşalan su şekilde görülençarkı döndürür. Çark, geminin arkasındaki otomata kürek çekme hareketini yaptırır. Buna paralel olarak da su deposunun altında yer alan mekanik düzen otomatik çalgıcıların hareketetmesini sağlar. Kepçeyi çeviren su, en alttaki depoya ve daha sonra da geminin alt tarafındatoplanır. Bu alttaki depoya akan su, ayni zamanda havanın sıkışmasını sağlar. Bu işlem de çalgıcıların müzik aletlerini harekete geçirerek, çalgıcıların aletlerini üfürme görünümünüverir.

 

Müzik robotu sistemi Cizrinin adıyla tanınır  

(Kompüterin ilham kaynağı bu sistemden alınmıştır.)

Çağa yön veren 60 kadar yeni icadın sahibi olan Cizreli İsmail, yaptığı her yeni buluşundayeni dengeler yaratarak onları medeniyetler yaratan insanoğluna armağan etmiştir. Elektirikve bugün yararlanan hiç bir kuvvet olmadan O, kuvvetler yaratarak kendi makinalarınıçalıştırmasını beceren bir buluşçu olmasıyla tanınır. Bazı buluşlarını mekanik ve bazılarını da  hidro-mekanik (su gücü) kuvvetten yararlanarak çalıştırmıştır. O’nun bu pratik zekası sonucuO, “otomatik kontrol sistemini de ilk icat eden kişi olarak adını tarihe yazdırmıştır. Dünya bilim adamlarının O’nun için söyledikleri ve birleştikleri nokta:“ Bu yeni buluşlar konusundadünyada O’nu geçebilecek hiç kimse daha gelmedi!“ demeleri büyük bir anlam ifade eder.

Cizreli İsmail “Bedî-ûz Zaman Ebûl-îz Îsmaîl bîn El-Razaz El-Cezîrî El Kurdîson yıllarınıArtuklu sarayından ayrılarak doğduğu memleketi olan Cizre’de geçirir. Ömrünün geriyekalanını orada sürdürerek (1206) yılında Cizre’de vefat eder. O’nun gömüldüğü yer hakkındabazı söylentiler olsa da O, Nuh Peygamber Camisi olarak bilinen ve içinde Nuh Peygamber’intürbesi de olan yerde gömülüdür.

 

Mumlu saat

Mumlu saati  çalıştıran büyük mum yandıkça küçülerek ve ağırlığını yitirerek azalır. Normalde dengede duran mumun alt tarafındaki mavi sabit olan ağırlık, mumun ağırlğıazaldıkça o aşağıya doğru hareket eder. Aşağıya doğru hareket eden mavi ağırlığa bağlı olanipi çekerek soldaki kendisine bağlı olan makarayı döndürür. Makara solda duran otomatrobotu harekete geçirerek, saati elindeki çubuk ile göstermesini sağlar. Aşağıya doğru inenağırlık, solda duran kuşun pençeleri her saat başında içindeki bilyelerden birini aşağı doğrubırakır. Bu hareketler birbirlerini izliyerek saatin çalışmasını sağlar.