İktidarın Ahlâkı: Devrimci Söylemden Epstein Adası’na

Celal Hoca
Amed, 2026

Epstein denen ada, sanıldığı gibi Batı’ya özgü istisnai bir sapkınlık alanı deÄŸildir. Tam tersine, iktidarın ahlâkını en çıplak hâliyle ele veren, evrensel bir vitrindir. Gücün, paranın, dokunulmazlığın ve ideolojik meÅŸruiyetin birleÅŸtiÄŸi her yerde benzer adalar kurulur; kimi zaman tropik bir adada, kimi zaman bir devrimci merkezin kutsallaÅŸtırılmış mekânlarında. Jeffrey Epstein bu sistemin mucidi deÄŸil, yalnızca ifÅŸa olmuÅŸ ismidir.

Epstein’ın etrafında ÅŸekillenen yapı, bireysel arzuların toplamı deÄŸil; örgütlü, sistematik ve uzun yıllara yayılan bir iktidar ağının ürünüdür. Ghislaine Maxwell, bu ağın kilit isimlerinden biri olarak yargılandı ve mahkûm edildi. Maxwell’in rolü yalnızca aracılık deÄŸil; genç kızların seçilmesi, yönlendirilmesi ve susturulması sürecinin koordinasyonuydu. Virginia Giuffre ve diÄŸer maÄŸdurların ifadeleri, bunun rastlantısal deÄŸil, süreklilik arz eden bir düzen olduÄŸunu ortaya koydu.

UçuÅŸ kayıtları, “küçük siyah defter”, tanıklıklar ve mahkeme belgeleri; bu adaya yolu düşenlerin sıradan insanlar olmadığını açıkça gösterdi. Eski ABD BaÅŸkanı Bill Clinton’ın Epstein’ın özel uçağıyla defalarca seyahat ettiÄŸi kayıtlara geçti; Clinton tüm suçlamaları reddetti. İngiliz Kraliyet ailesinin önemli figürlerinden Prens Andrew, kamuoyuna yansıyan suçlamalar sonrası hukuki bir uzlaÅŸmaya gitmek zorunda kaldı ve kamusal görevlerinden çekildi. Harvardlı hukukçu Alan Dershowitz hakkında ciddi iddialar gündeme geldi; kendisi bunları reddetti ve hukuki savunma yürüttü. Fransız iÅŸ insanı ve model ajansı sahibi Jean-Luc Brunel, benzer suçlamalarla tutuklandıktan sonra cezaevinde ölü bulundu.

Bu tablo bize ÅŸunu gösterir: Epstein Adası bir “ahlâk sapması” deÄŸil, iktidarın doÄŸrudan sonucudur. Para, statü ve dokunulmazlık; özellikle genç kadın bedenlerini kolayca araçsallaÅŸtırır. Burada kullanılan dil deÄŸiÅŸebilir: kimi yerde “eÄŸlence”, kimi yerde “koruma”, kimi yerde “gelecek vaadi”, kimi yerde ise “özgürleÅŸme” denir. Ama sonuç deÄŸiÅŸmez.

Tam da bu noktada, “bizim Tanrı” devreye girer. Liberal kapitalizmin çürümüşlüğünü, kapitalist modernitenin ahlâksızlığını en sert ifadelerle eleÅŸtirirken; pratikte iktidarın en ilkel biçimlerini yeniden üretir. Åžam’daki evlerde, 18–19 yaÅŸlarındaki genç kızlarla kurulan iliÅŸkiler; sıradan bir zaaf olarak deÄŸil, bilinçli bir “çözümleme” süreci olarak sunulur. Etrafındaki kadrolar bu zayıf noktayı bilir ve buna göre pozisyon alır.

“Neden bu yönde giriÅŸimler oluyor?” sorusu sorulduÄŸunda yanıt hazırdır: “gerçeklikle yüzleÅŸme”, “namus anlayışının aşılması”, “Kürt kadınının özgürleÅŸmesi”, “iradeleÅŸme” ve “mücadeleye hazırlık.” Ancak bu kavramlar, pratikte kadını özneleÅŸtirmek için deÄŸil; kiÅŸiliÄŸini parçalayarak yeniden biçimlendirmek için kullanılır. Çözümleme adı altında onursuzlaÅŸtırma, eleÅŸtiri adı altında kırılma, özgürleÅŸme adı altında baÄŸlılık yaratılır.

Geleneksel namus anlayışına yöneltilen eleÅŸtirilerin bir bölümü tarihsel olarak haklıdır. Kadın karşıtı zihniyet yıkılmalıdır. Ancak sorun ÅŸuradadır: Bu yıkım, kadının iradesini güçlendirmek için deÄŸil; iktidarın kendisi için “uygun bir kadın tipi” üretmek amacıyla yapılır. Yani tahakküm ortadan kalkmaz, yalnızca ideolojik kılıf deÄŸiÅŸtirir.

Bu süreçte çatışmalar yaÅŸanmadı mı? Elbette yaÅŸandı. Direnenler, itiraz edenler, susmayanlar oldu. Peki sonları ne oldu? ÇoÄŸu tasfiye edildi, yalnızlaÅŸtırıldı, itibarsızlaÅŸtırıldı. Tıpkı Epstein dosyasında olduÄŸu gibi, sistem kendini korudu; bireyler bedel ödedi. Bu yüzden mesele ne yalnızca ABD’ye aittir ne de Kürdistan’a özgüdür. Bu, iktidarlaÅŸmış ve kendini tarihsel, devrimsel ya da ahlâki bir misyonun üstünde gören herkesin ortak zihniyetidir.

Zihinsel bir deÄŸerlendirme yapıldığında tablo nettir: Hepsi belirli konumlara gelmiÅŸ, güçle temas etmiÅŸ, dokunulmazlık hissi kazanmış kiÅŸilerdir. “Bizim Tanrı” da dünya ölçeÄŸinde devrimsel lider olarak anılmak isterken, bir avuç Kürt adına iktidara talipti. Küresel iktidar figürlerinden aÅŸağı kalacak bir ahlâk standardını kabullenmesi mümkün deÄŸildi. Devrimci söylem, burada bir kurtuluÅŸ dili olmaktan çıkmış; iktidarın en sofistike meÅŸruiyet aracına dönüşmüştü.

Epstein Adası ile devrimci merkezler arasındaki benzerlik tam da buradadır: Mekânlar değişir, söylemler değişir, bayraklar değişir; fakat iktidarın bedene, iradeye ve ahlâka yaklaşımı değişmez.

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *