Osman AYDIN
Yıl 1971. Türkiye, 12 Mart darbesinin güdümündeki yönetimin altında. Diyarbakır İstihkam Taburu’nun binalarında gözaltına alınmış veya tutuklanmış yüzlerce Kürt, toplama kampı hayatı sürüyordu.
Bu dönemde Karakoçan’da bir olay olur. Anlatacağım olay Ali Yıldırım isimli kişiyle ilgili.
Bu Ali Yıldırım, Dersimli Alevi Kürtlerin toplu öldürüldüğü yıllarda (1937-1938) devlete çalışmış ve yüzlerce Dersimli’nin kanına girmiş biri. Aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın eski kayın pederi. Ölünceye kadar da MİT’e hizmet etmeye davam etmişti.
Ne devrimciler, ne Aleviler, ne kanı kaynayan gençlerden ne de mağdur aile bireylerinden hiç biri, eline binlerce Dersimli’nin kanını bulaştırmış, yüzlerce kişiyi devlete verdiği raporlarla ihbar etmiş olan Ali Yıldırım’ın toplumda güvenli biçimde dolaşmasına tepkisi olmamıştı.
Ama birgün bunu onuruna yedirmeyen biri ortaya çıktı. Önemli ölçüde miyop olan Karakoçan’da cami imamlığı yapan dayımın oğlu Mela Ruhi çarşı meydanında Ali Yıldurum’ ı sopayla dövüyor, onu yere yıkıyor ve kırılan başından kan toprakta yayıyılıyor.
Bundan sonrasını Ali Yıldırım’ın anlatımından izleyelim:
“Benim yarım kadar ve iyi görmeyen Mele Ruhi beni sopayla dövdü. Yere yıkıldım. Kafam kırılmış yere kan akıyor. Ben yerde yatarken esnaflara bakıyorum acaba biri gelip bana yardım eder mi diye, ama bütün esnaflar dükkanlarının kapısı önünde durmuş sadece beni izliyordu. Anlaşılan hepsi durumdan memnundu. Gelip beni yerden kaldıran biri olmadı. O sırada köylüm Tapu Memuru Nebi Bey’in bana doğru geldiğini görünce rahatladım. Nebi Bey geldi başımda durdu, bana baktı, bir süre sonra esnaflara dönerek;
– Hani bu namusuza kansız diyordunuz. Bakın bir domuz kadar kan salmış yere, dedikten sonra çekip gitti.”
Rahmetle andığım Mela Ruhi kimsenin yapmadığını yapmıştı.
(Makale içerikleri tamamen yazarın sorumluluğundadır. Sitemiz, bu görüşlerden dolayı herhangi bir sorumluluk kabul etmez.)


