Celal Hoca / Amed
Tarih bazen sessiz ilerler.
Bazen ise toplumların ruhunda birikir, birikir ve bir eşik anında görünür hale gelir. Bugün
dört parça Kürdistan’da yaşanan durum tam da böylesi tarihsel bir eşiktir. Bu yalnızca
siyasal bir hareketlilik değildir; aynı zamanda sosyolojik, psikolojik ve tarihsel bir
yeniden doğuş hâlidir. Kürt halkının kolektif hafızasında bastırılmış, parçalanmış ve
inkâr edilmiş ne varsa, artık bilgi çağının imkânlarıyla yeniden görünür olmaktadır.
Yeni süreçte hazırlıklarımızın temel ekseni artık eski kalıplar olamaz. Çünkü toplum
değişmiştir. Gençlik değişmiştir. Dünya değişmiştir. Ve değişen bu dünyanın içinde Kürt
toplumu da kendi iç dönüşümünü yaşamaktadır. Artık hiçbir örgüt, hiçbir ideolojik
şablon, hiçbir kutsanmış lider figürü toplumun tamamını kendi dar çerçevesine
sığdırabilecek güçte değildir. Çünkü yeni kuşak, ne körü körüne reddeden ne de
sorgusuz kabul eden bir noktadadır. Her şeyi yeniden tartmakta, yeniden
anlamlandırmaktadır.
Bilgi çağının yarattığı en büyük kırılma tam da burada ortaya çıkmaktadır. Eskiden bilgi
belirli merkezlerin, örgütlerin, ideolojik kadroların elindeydi. Şimdi ise bilgi dağılmıştır.
Yapay zekâ, dijital ağlar, küresel iletişim ve ortak hafıza alanları, Kürt gençliğinde yeni
bir bilinç üretmektedir. Bu bilinç, klasik itaati reddederken aynı zamanda köksüzleşmeyi
de kabul etmemektedir. Kendi tarihine sahip çıkan ama dogmaya teslim olmayan yeni bir
toplumsal akıl gelişmektedir.
Bugün Rojava’da bir mahkeme binasında Kürtçe yazının olmayışına karşı gelişen refleks,
yalnızca dil hassasiyeti değildir. Bu, bastırılmış hafızanın kamusal görünürlük talebidir.
Aynı şekilde Amed Sportif Faaliyetler etrafında oluşan sahiplenme de yalnızca sportif bir
aidiyet değildir. Amedspor artık birçok Kürt için kolektif kimliğin sembolik taşıyıcısına
dönüşmüştür. Şampiyonluk kutlamalarının dört parçada yankılanması bu yüzdendir.
İnsanlar yalnızca bir futbol başarısını kutlamadı; görünmez bırakılmış bir halkın ortak
ruhunu, ortak heyecanını ve birbirini hissetme hâlini kutladı. Bu durum bir yönüyle
toplumsal bir prova, psikolojik bir eşik ve geleceğe dair sezgisel bir hazırlık niteliği
taşımaktadır.
Elbette bölgesel ve küresel güçler de bu dönüşümü dikkatle izlemektedir. Çünkü
Kürdistan coğrafyası artık yalnızca jeografik bir alan değildir; enerji yollarının, bilgi
savaşlarının, yapay zekâ çağının ve yeni jeopolitiğin merkezinde duran stratejik bir
bölgedir. ABD ile Çin arasındaki rekabet artık yalnızca askerî değildir. Bilgi, veri,
teknoloji, yapay zekâ ve dijital hegemonya üzerinden yürüyen yeni bir dünya savaşı
yaşanmaktadır. Bu savaşta toplumların örgütlenme biçimi de değişmektedir.
Türkiye ise hâlâ önemli ölçüde güvenlikçi reflekslerle hareket etmektedir. Geçmişin
inkâr politikalarını yeni biçimlerle sürdürerek zaman kazanmaya çalışmaktadır. Fakat 19.
yüzyılın Metternichçi düzen anlayışıyla 21. yüzyılın dijital toplumunu yönetmek mümkün
değildir. Çünkü çağ değişmiştir. Toplumların hafızası artık kapatılamıyor. Sınırlar bilgi
akışını durduramıyor. Yasaklanan her şey başka bir yerde yeniden görünür oluyor.
Bununla birlikte eski ezberlerin içine sıkışmış, halktan kopmuş, kendisini mutlak hakikat
olarak sunan anlayışların da artık tarihsel karşılığı zayıflamaktadır. Halk adına konuşup
halktan gizlenenler, dogmayı hakikatin yerine koyanlar, eski sol retoriği farklı biçimlerde
yeniden pazarlayanlar, toplumun yeni ruhunu okuyamamaktadır. Çünkü yeni kuşak artık
hazır sloganlarla değil, somut gerçeklikle ilgilenmektedir. Reel ihtiyaçlara, kültürel
varlığa, özgürlüğe, dile, ekonomik yaşama ve toplumsal onura bakmaktadır.
Geleceği belirleyecek olan tam da bu yeni toplumsal akıldır. Yapay zekâ çağını anlayan,
bilgiye erişen, kendi tarihini romantizm ile değil analiz ile inceleyen, ne kendisini inkâr
eden ne de başkasının yedeğine giren yeni bir Kürt gençliği doğmaktadır. Bu gençlik,
geçmişin bütün birikimlerini inkâr etmeden ama hiçbir kutsallığa teslim olmadan kendi
yolunu açmaya çalışmaktadır.
Ve belki de ilk kez, bağımsızlık düşüncesi yalnızca siyasal bir slogan olarak değil;
sosyolojik, kültürel ve tarihsel bir zorunluluk olarak toplumun derinliklerinde yeniden
filizlenmektedir. Çünkü halklar bazen devletlerden önce uyanır. Önce ruh birleşir, sonra
coğrafya kendisini yeniden tarif etmeye başlar.
Bugün Kürdistan’da yaşanan tam da budur.

