
Cano AMEDÎ
Azim, Vicdan Ve Hakikat Direnişçisi İsmail Beşikçi: ÎSMAÎLÊ ME
İsmail Beşikçi’nin siyasal ve akademik yaşamını, entelektüel mirasını ve Kürt tarihindeki sarsılmaz yerini anlatmak, yazmak kolay değildir. İsmail Beşikçi’nin “Çorum- İskilipli hocadan “Bizim İsmail’e” evirilen yol serüveni bir hayli sıkıntılı, bir hayli trajik ve serüvenlerle yüklüdür. Sarı Hoca’nın hakikat ile zindan arasındaki maraton mücadelesinin varış noktasında Kürt milletinin gönlünde taht kurduğunu, vefa ve onur hanesine adını yazdırdığını artık herkesin malumudur. Aynı zamanda ona zulmeden mevcut insanlık karşıtı sistem, işkence ve ağır cezalarla İsmail Hocayı zindanlarda teslim almaya boyun eğdirmeye çaba sarf ettiğini biliyoruz; Ancak başaran, direnen ve insanlık tarihinde bir onur abidesi gibi yer alan İsmail Beşikçi oldu. Bu mücadele ve direniş iradesi mevcut sistemin olanca ırkçı hezeyanlarına rağmen bugünlere kadar geldi.
Biliyoruz ki insanlık tarihi, bazen bir ferdin koca bir sistemin yalanlarına karşı tek başına dikilmesiyle darbelendiğine dair bir yığın örnek ve gerçek vardır. İsmail Beşikçi, yaşamı boyunca hakikatin ve gerçekleri ifade eden, sürece en keskin, en berrak ve en tavizsiz direnen ve kazanan bir mücadele neferidir. Bir Türk sosyolog olarak Çorum’da başlayan hayat hikâyesi, onu “resmi ideolojinin” konforlu alanlarında bir kariyer yapmaya değil; hakikatin o çileli ve onurlu yolunda bir ömür feda etmeye götürmüştür!
Beşikçi, sadece bir “Kürt dostu” değil; Kürt ve Kürdistan meselesini bir “bilimsel namus” meselesi olarak gören, bu uğurda ömrünün 17 yılını zindanlarda bırakan bir hakikat savaşçısıdır. Gençliğinden günümüze kadar bilimin gelişmesi yolunda mücadele eden, prangaları kıran, gerçeklerden taviz vermeyen ve her koşulda “kral çıplak” diye haykıran bir bilim emekçisidir.
İsmail Beşikçi’nin yaşamı, Türk devletinin siyasal tarihinin, düşünce özgürlüğü ve temel insan haklarının kısıtlamalarının bir özeti gibidir. 1971 Muhtırası ile başlayan cezaevi süreci, 1980 darbesi ve 90’lı yıllar boyunca ta 2000’lı yıllara kadar devam etmiştir. O, hapishaneyi bir “mağduriyet mekânı” değil, bir “çalışma odası” olarak görmüştür. Toplamda 100 yılı aşan hapis cezaları ve 17 yılı aşkın fiili mahkûmiyetine rağmen, içeride ve dışarda yazmış olduğu onlarca eserle sistemin prangaları işlevsiz kılmış ve zihinlerin özgürleştirme mücadelesini ısrarla sürdürmüştür.
İsmail Beşikçi, Bitlis’te askerliğini yaparken, mensubu olduğu askeri bölüğün geçici bir görevle Hakkâri’ye gönderilmesiyle birlikte yaşam güzergâhında ciddi bir yol ayrımıyla yüzleşir. Suni sınırlarının ötesinde ve berisinde konuşulan “bilinmeyen dilin” ortaklığı, “öte yakadaki” akrabalık ilişkilerinin sosyolojisi, militarist sınırlara karşın ortak aidiyet duygusunun varlığı ve sosyal yaşamın olağan ilişkileri karşısında İsmail hocanın beyninde soruların çoğalmasına yol açar. Bu sorulara yönelik cevap arayışı Erzurum üniversitesinde “Doğu Anadolu’nun Düzeni” çalışmasıyla start alır.
Beşikçi’nin o güne kadar devletin okullarında öğrendiği “herkes Türk’tür” tezi, bölgenin sosyolojik gerçekliğiyle çarpışınca Beşikçi, devletin değil, gerçeğin yanında saf tutar. Erzurum Atatürk Üniversitesi’ndeki asistanlık yıllarında kaleme aldığı “Doğu Anadolu’nun Düzeni” (1969) adlı eseri, o güne kadar “tabu” sayılan bir milletin varlığını sosyolojik verilerle kanıtlayan önemli bir gelişmedir. Kürt toplumunun Sosyo-ekonomik yapısını analiz eden ilk bilimsel eserlerden biridir. Bilim yöntemi ısrarı onun zülüm mekanizmasıyla yüzleşmeyi ve mücadele etmeyi hızlandırmıştır.
Bilimin resmi ideolojiden bağımsız olması gerektiğini savunan metodolojik tezi ise bir manifesto niteliğindedir. İşgal ve sömürgeci “hukuka” karşı direnme ve mücadele etmenin insanlığın evrensel hukuk normları gereği meşru ve zorunlu olduğunu defalarca dile getirmiş ve konunun anlaşılması için de ısrarla tekrar etmiştir. Bu çalışma, onun akademik kariyerinin sonu ama “halkın aydını” olma vasfının başlangıcı olmuştur. Üniversiteden ihraç edilmiş, düşünceleri nedeniyle defalarca tutuklanmış, ancak her tahliyesinde kalemini daha da keskinleştirmiştir.
Devletin resmi ideolojisi ve anti Kürt refleksi, mevcut bütün kurumları harekete geçirerek İsmail Beşikçi’ye karşı top yekûn bir cezalandırma, izole ve itibarsızlaştırma sürecini başlatarak gidişatı dizginlemeye çabalamıştır. Beşikçi hoca ise bilimin, hukukun ve sosyolojinin öngördüğü doğrular temellinde “Devletlerarası Sömürge Kürdistan” tezini geliştirerek, siyasal tespitlerde bulunarak bu baskılara cevap vermiştir. Bu tespit, zaman içinde Kürdistan’ın klasik sömürgecilikten farklı olduğunu, bir “hiçlik” statüsünde bırakıldığını çok net olarak ifade eden temel teorik bir çerçeve çizmiştir. İsmail Beşikçi, bu tespit ve mücadele ısrarıyla Türk toplumunun en dokunulmazı olan Kürt ve Kürdistan meselesine dokundukça toplumun sağ, sol, liberal, muhafazakâr vd. kesimlerin ortak tepkilerine maruz kalmıştır. Bütün bu kesimler “yurttan sesler korosu” gibi İsmail hocaya karşı olan tepki ve öfkelerini bir şekliyle günümüze kadar sürdürdüklerini biliyoruz.
Elbette, İsmail Beşikçi hocanın toplumsal mücadele içindeki yeri ve önemini tarih kaydedecektir. Kürtlerin “yok” sayıldığı bir yüzyılda, bir aydın olarak Kürt milletinin, millet olmaktan kaynaklanan haklarını, varlığını ve statü hakkını bilimsel bir yöntemle ifade etmiş, tespit ve kitaplarıyla bir nevi Kürt milletin “varlık belgesini” mahkeme salonlarında savunmuştur. Dolaysıyla bu çalışmanın önemi şurada yatar. Kürt ve Kürdistan meselesini bir “yardım” veya “acıma” duygusuyla değil, evrensel hukuk, demokrasi ve bilimsel ahlak üzerinden savunmuştur. Kürt siyasal hareketine entelektüel bir özgüven kazandırmış; asimilasyon politikalarının kamuoyu vicdanında mahkûm edilmesine mücadelesiyle katkıda bulunmuştur. Türk eğitim sistemi ve resmi ideolojisinde yeni fay hatların oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Bir demokrat, bir hümanist, bir Kürt dostu olarak Beşikçi, sadece Kürtlerin değil, Türk aydınının da haysiyetini savunmuştur. “Kürtler yok” diyen bir sistemde, ağır bedel ödeyerek “Kürtler varlar ve taleplerinden haklılar” diyerek resmi ideolojiyi mahkûm etmiştir. Bu mücadele azmiyle Türkiye’deki demokratikleşme sancısının en somut göstergesinin Kürt ve Kürdistan sorunu olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Beşikçi’nin bilimsel özerklik ısrarı ve entelektüel cesareti, kararlı duruşu ve mücadeleci azmi zamana karşı duruşu birer mesajdır. İsmail Beşikçi’nin “Sarı Hoca” lakabıyla sadece Kürtlerin kalbinde değil, bilim dünyasında da yeri ve önemi özeldir, insanlığın onur sayfasında yerini almıştır. Gelecek kuşaklar için o entelektüel cesaretin simgesi, ırkçı iktidara karşı gerçeği söyleme cesaretinin yaşayan anıtıdır. Bilimsel özerkliğin savunucusu kimliğiyle bilimin devletin emrinde bir ideolojik aygıt olamayacağını ısrarlı mücadele ve duruşuyla kanıtlamıştır. Aynı zamanda farklılıkların eşitlik ve özgürlük temelinde mücadele edebileceğini, birlikte yol yürüyebileceğinin de “vicdan” köprüsüdür.
İsmail Beşikçi’nin Kürt siyasal mücadelesiyle teşviki mesaisi neredeyse bizim kuşağın yaş ortalamasına tekabül eder. DDKO, Komal yayınevi süreci, 1980 ve sonrasının iz dönüşümünden günümüze kadar sömürgeci, kafatasçı, tekçi zihniyete karşı daima Kürd milletinin yanında yer almış ve mücadele etmiştir. Dolaysıyla Kürt halkının İsmail Beşikçi’ye olan vefası, sadece ona duyulan sevgiyle sınırlı kalamaz. Bu vefa, farklı zamanlarda farklı biçimlerde ifade edildiği gibi bazen de eleştiri ve öfke oklarına maruz kaldığı da bir gerçektir. Ancak bu vefa örneğinin en somut örneği ise İsmail Beşikçi Vakfı’nın (İBV) kurulması ve kurumsallaşmasıdır. Bilindiği gibi İsmail Beşikçi Vakfı (İBV), İsmail Beşikçi’nin adını, bilimsel yöntemini, çalışmalarını ve mücadelesini yaşatmak amacıyla 2011 yılında İstanbul’da kuruldu. Kürtler adına kurulan bu değerli Vakfın kurucu mütevelli heyeti İsmail BEŞİKÇİ, İbrahim GÜRBÜZ, Talat İNANÇ, İshak TEPE ve Abdullah BARAN’dan oluşmaktadır. İsmail Beşikçi ayrıca vakfın onur kurulu başkanıdır. Dolaysıyla vefa borcunu ödemenin bir yolu da bu önemli kurumu yaşatmak, onun eserlerini yeni kuşaklara ulaştırmak ve onun savunduğu bilimsel yöntemi derinleştirmekle mümkündür. Bunun yolu ve yöntemi de, devletlerarası sömürge statüsünün ötesinde olan, anti Kürt nizam tarafında varlığı kabul edilmeyen Kürt milletinin geleceğini tayin etmek için Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini zenginleştirip güçlü kılmaktan geçiyor. Bunun yolu teknolojinin sunmuş olduğu imkânlar dâhilinde, günümüz Kürt genç akademisyenlerin İsmail Beşikçi’nin anlamlı ve onurlu bayrağını bir sonraki kuşağa ulaştırmaktan geçiyor.
İsmail Beşikçi, mücadele azmiyle bir “metot” bir zihniyet pratiğinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Sorgulayan, resmi söyleme teslim olmayan ve kendi hakikatine sahip çıkan bir zihniyet. Kürt siyasi çevreleri ve gençliğinin sorumluluğu, Beşikçi’nin yıllarca hapis yatarak savunduğu ulusal varlık, ulusal onur ve bilimsel gerçeklik temellinde öngördüğü bağımsızlık fikrinin zeminini güçlendirmiştir. Milli bilinç ekseninde ulus devletle bağlantılı bir statü, özgürlük ve demokratik bir geleceği işaret etmiştir.
İsmail Beşikçi, Türk devletinin kuruluş felsefesini tartışmakla, karanlık tekçi sistemin ırkçı özünü, mahkûm etmeye katkı sunduğu için hakikatin sosyoloğu olarak insanlığın ortak vicdanında yer edindiğini kabul etmek gerekir. İsmail Beşikçi Kürt halkının özgürlük yürüyüşünde sadece bir yol arkadaşı değil, o yolun taşlarını bilim ve cesaretle döşeyen bir aydındır. Gerçek, her türlü pranga ve kara propagandan daha güçlüdür. Bir milletin ulusal kimliği, özgürlük ve bağımsızlık talebi, kendi kaderini kendi belirleme mücadelesi hapis ve cezalarla yok edilemez! Dolaysıyla hiçbir güç, çevre ve birey niyet okuma temellinde İsmail Beşikçi’nin adına sürece dair fikir beyan etme hakkına sahip değildir. İsmail Beşikçi bugüne kadar Kürt ve Kürdistan konusunda düşüncelerini çok net olarak ifade etmiştir. Kişisel çıkar ve ikbal amaçlı tefsir ve yaklaşımlar sahibine zarar verir. İsmail Beşikçi artık “İsmailê me” olarak Kürdistani bir kimliği ifade etmektedir. Bu kimlik 60 yılı aşkın bir mücadele ve azmin bedelidir. Dolaysıyla hepimiz “Bizim İsmail’e” karşı sorumlu ve borçluyuz. Görev ve sorumluluklarımızı yerine getirirken “Sarı hocanın” emeğine ve mücadele azmine saygı duymalıyız.
Sonuç olarak İsmail Beşikçi, Türkiye’nin entelektüel tarihinde sadece bir akademisyen değil, bir “hakikat savunucusu” ve “bilimsel namus” simgesi olarak yer alır. Hayatını Kürt sosyolojisine ve resmi ideolojinin eleştirisine adayan Beşikçi’nin biyografisi, bir bakıma Türkiye’de düşünce özgürlüğü mücadelesinin de özetidir.
Beşikçi’nin eserleri, “yok sayılan bir halkın” sosyolojik varlığını bilimsel metotlarla kanıtlamaya odaklandığını biliyoruz. Yazdığı 50’den fazla kitabın çoğu yayımlandığı dönemlerde yasaklanmış ve toplatılmıştır. Bu yasakçı zihniyet hala aktif olarak devam etmektedir. İsmail Beşikçi, bir “Türk aydını” olarak Kürt meselesinde takındığı tavırla evrensel bir ahlaki duruş sergilemiştir.
“Bilim insanı, devletin bekasını değil, hakikatin bekasını düşünmek zorundadır.”
Bu ilkeyle hareket eden Beşikçi, Kürt halkının gönlünde “Sarı Hoca” olarak sarsılmaz bir yere sahiptir. Bundan dolayı o mavi gözlerinin içine bakarak içtenlikle diyoruz ki Îsmaîlê Me yaşayan bir onur ve vicdan abidesidir. 20.12.2025 Cano Amedî
20.12.2025
Cano Amedî

