Öcalan’ın İhaneti: İmralı’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Halkına

Mahmut Uzun

Abdullah Öcalan’ın “Avrupa yerine İmralı’yı tercih ederim” sözü, yeni bir çıkış değil; başından beri taşıdığı kimliğin itirafıdır. O hiçbir zaman özgürlük yolunun yolcusu olmadı. O hep düşmanın sofrasında doğdu, düşmanın planlarıyla yürüdü. Halkı için değil, kendi güvenliği ve devletin çıkarları için adım attı. İmralı, bu yolun son durağı değil, zaten en başından hedeflenen vardığı noktadır.

Maskelerin Ardındaki İhanet

Öcalan’ın sözlerini hala “direniş” diye alkışlayanlar var. Oysa halkın kalbinde bu sözler yıllardır kanayan bir yaranın tuzudur. Çünkü onun her tercihi, halkı aldatmaya, mücadeleyi devletin çizdiği sınırlara hapsetmeye hizmet etti. Liderlik maskesi ardında saklanan gerçek yüz, işbirlikçiliğin ta kendisidir.

Bir anne, cezaevinin kapısında her hafta oğlunu görmeye gitti. Oğlunun tek suçu Öcalan’ın çağrısına kulak vermekti. Yıllar geçti, anne yaşlandı, gözleri görmez oldu. Ama o bekleyiş, Öcalan’ın ihanetiyle zindana zincirlenmiş bir umut olarak sürdü. İşte o anne, maskelerin ardındaki gerçeği en iyi bilenlerden biridir.

Kaçışlar Değil, Hesaplı Adımlar

Suriye’nin gölgeli koridorları, Yunanistan’ın limanları, Avrupa’nın kapıları… Bunlar bir “kaçış” değil, hesaplı tercihlerdir. Öcalan her zaman yabancı istihbaratların güvenliğini halkının güvenliğine tercih etti. Dağlarda can veren gençler, halkı için ölümü göze alırken; o yabancı masalarda, düşmanın gölgesinde kendine yer aradı.

Bir genç, dağda ölüme yürürken cebinde annesinin verdiği küçük bir mendil vardı. O mendil kanla boyandı, toprağa düştü. Halkın çocukları böyle feda olurken, Öcalan’ın kendi güvenliği için açtığı kapılar bir kez daha gösterdi ki, o halkıyla aynı kaderi paylaşmayı hiç istemedi.

1999: Tuzak Değil, Planın Parçası

1999’daki “barış çağrısı”nı tuzak sananlar yanılır; bu, daha başından beri planın parçasıydı. Ülkeye dönenler zindanlarda çürütüldü. Gençliğini, umutlarını kaybeden nice insan, Öcalan’ın devletle yaptığı hesaplaşmanın kurbanı oldu.

Bir baba, cezaevinde gördüğü oğlunun saçlarına düşmüş beyazları tutarken hıçkırıklara boğuldu. Çocuğu genç yaşında girmiş, orta yaşında çıkmıştı. Oğul, özgürlüğün değil, ihanetin tanığı olmuştu. Baba ise “barış” adıyla evine giren karanlığın ağırlığını ömrü boyunca taşıdı.

Hakikati Görmek

Bugün Öcalan’ı hala “yanıltılmış bir lider” diye sunanlar, halkın yaşadığı bu dramı görmezden geliyor. Oysa gerçek çıplaktır: Öcalan en başından beri düşmanın yanında yürüdü. Onun çizgisi, halkı özgürleştirmedi; devlete mahkum etti. Halkı öznesi olmaktan çıkarıp edilgen bir figüre çevirdi.

Sahte Kurtarıcılardan Gerçek Özgürlüğe

Kürt halkı artık sahte kahramanların maskesini yırtmalıdır. Her bir zindan kapısı, her bir annenin gözyaşı, her bir mezar taşı bu maskeyi çoktan düşürdü.

Gerçek özgürlük, devletin pazarlık masalarında değil; halkın vicdanında, köylerinde, dağlarında ve kendi iradesinde doğacaktır. Öcalan gibi figürler yalnızca bu hakikatin üstünü örttü.

Abdullah Öcalan, başından beri halkın değil, düşmanın yanında duran bir ihanet sembolüdür. Bu gerçeği kavramak, halkın kendi yolunu kendi elleriyle açabilmesinin ilk adımıdır.

Mahmut Uzun

 

(Makale içerikleri tamamen yazarın sorumluluğundadır. Sitemiz, bu görüşlerden dolayı herhangi bir sorumluluk kabul etmez.)

Hinek nivîsên din:

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *