TÜRKİYE ASKERİ HAREKATA SON VEREREK İŞGAL ETTİĞİ TOPRAKLARDAN GERİ ÇEKİLMELİDİR

Mehmed Selim Uzun

Dünya’nın neresinde olursa olsun, Kürtlerin en ufak hak kazanımlarına şiddetle ve tüm gücüyle karşı çıkan Türk devleti, son yıllarda uygulamaya koyduğu ”içerde savaş ve dışarda savaş” konseptiyle, 9 Ekim’de Batı Kürdistan’ın işgalini amaçlayan yeni bir askeri harekata başladı. Tüm dünyanın karşı çıkmasına rağmen Türk devletinin ülkemizin bu parçasına yönelik işgal ve ilhak harekatı büyük bir vahşetle devam ediyor.

Efrîn ile başlayan bu işgal ve ilhak hareketi topyekün olarak Kürt halkının varlığına yönelen savaş boyutlarına ulaşmış bulunuyor. Zira başlatılan savaşla bu parçadaki halkımızın varolma ve yaşama hakkı hedeflenmiştir. Uçakların ve yıkıcı modern silahların kullanıldığı savaşta dünyanın gözleri önünde bir halkın varlığı yok edilmek isteniyor. Daha şimdiden çocukların, kadınların, yaşlıların da içinde bulunduğu yüzlerce kişi öldürüldü ve sayıları 250 bini aşan sivil halk katliamlardan kurtulmak için yerini ve yurdunu terketmiş bulunuyor.

Adına ”Barış Pınarı” denilen bu harekat gerçekte bir ”Kan Pınarı” harekatıdır. Bu harekat aynı zamanda uluslararası hukuku ayaklar altına alan ve tüm dünyaya meydan okuyan bir harekattır. Daha şimdiden ağır savaş suçlarının işlendiği bir savaştır bu.

Savaşın genişleme ve halkımızın daha büyük katliamlara uğrama ve yurdundan edilme tehlikesi giderek artıyor. Tarihinde Kürt, Ermeni, Asuri, Rum, Keldani, Yezidi, Alevi gibi farklı millet ve dini inançlara sahip halk toplulukları üzerinde katliam ve tehcir uygulayan İttihat ve Terakki’nin mirasını devralan Türk devleti, bugün de, Türk toplumunda yaratılan Hitlervari büyük bir ırkçılık histerisini ve Kürt düşmanlığını arkasına alarak, aynı zihniyet ve siyaseti Batı Kürdistan’da hayata geçirmek istiyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler toplantısında dünyanın gözlerinin içine bakarak harita üzerinde tüm Batı Kürdistan topraklarını ”Güvenli Bölge” olarak göstermesi ve buraya Suriye’den kaçan 3-4 milyon Arab’ın yerleştirileceğini beyan etmesi bunun açık bir ifadesi değil midir? Bellidir ki Türk devletinin uzun vadeli hedefi Kürtleri coğrafik olarak birbirinden ayırmak için Kuzey ve Batı Kürdistan arasında her renkten cihadist teröristlerin yerleştirildiği bir alan oluşturmaktır.

Batı Kürdistan’nın bazı şehir ve bölgelerinde Türk devleti ve ona bağlı Özgür Suriye Ordusu adı altında örgütlenen çeteler ile HSD çatısı altında yeralan güçler arasında yoğun çatışmalar devam ediyor. HSD ve bileşenleri güçlü bir direniş sergiliyor.

Türk devletinin işgal ve imha hareketine karşı Kürdistan’ın dört parçasından halkımız ve dünyanın bir çok ülkesinde Kürtler ulusal bir duruş sergileyerek bu direnişe sahip çıkıyor. Güney Kürdistan Ulusal Parlamentosu ve hükümetinin ulusal duruşu, bu parçadaki halkımızın fedakarca dayanışması ve sayın Mesut Barzani’nin onurlu duruşu ve birlik çağrıları tarihi önemde olup halkımıza güç ve moral vermiştir. Kürtler, bir kez daha varlığına yönelen imha savaşına karşı bir millet gibi davranmanın refleksini gösterdi, gösteriyor. Sahada savaşanların ve onlara destek verenlerin en büyük güç ve moral kaynaklarından biri de budur. Bunun mutlaka korunması ve sürdürülmesi gerekiyor.

Bütün dünya Türk devletinin başlattığı bu harekata karşıdır. Türk devleti dünyada hiçbir zaman bu kadar yalnız kalmadı. Buna karşın Kürtler dünya kamuoyunda büyük bir sempati ve destek görüyor. Bu son derece önemlidir, büyük bir silah ve güçlü bir moral kaynağıdır. Kürtlerin, özellikle sahada savaşan Kürt güçlerinin, dünya çapındaki bu olumlu havayı zedeleyecek her türlü söz ve eylemlerden şiddetle kaçınmaları gerekiyor.

Dört parçada Kürt halkı arasında ve dünyanın her ülkesinde yaşayan Kürtler arasında heyecan verici bir yakınlaşma ve ortak mücadele ruhu ve ortamı doğmuştur. Bunun korunması ve sürdürülmesi önemlidir ve bir zorunluluktur. Bu konuda en başta PKK ve çevresindeki örgütler olmak üzere tüm çevrelere ağır sorumluluklar düşüyor. Ortak eylemlerde Kürt bayrağı, Kürt ulusal marşı Ey Reqîb, Kürdistan ve Kürt milletini simgeleyen pankartlar gibi ortak ulusal sembol ve sloganları öne çıkarmak gerekiyor. Belirtmek gerekirki bu konuda PKK ve çevresi hala kendi slogan ve sembollerinde ısrar ediyor. Durumu kendi tekçi anlayışı için istismar ediyor. Bu durum ulusal saflarda yaşanan yakınlaşma ve ortak hareket etme ortam ve ruhuna zarar veriyor.

Eleştirilerimizin saklı kalması kaydıyla şimdilik şunu da ifade temek isterimki benzer durumlar Batı Kürdistan sahasında da yaşandı ve yaşanıyor. Buradaki Kürt toplumunun önemli bir kesimini siyaset ortamından ve hatta savaş sahasından uzak tutma siyaseti yanlıştır, bu durum mücadeleye zarar vermiş ve vermeye devam ediyor. Tek örgüt, tek ses, tek çizgi, tek renk, tek lider siyaseti üzerine inşa edilen bir ulusal hareketin kurtuluşa götürdüğü görülmemiştir. Bir ulusal kurtuluş hareketi ancak toplumun farklı kesimlerine dayanan farklı ulusal demokratik güçlerin ortak mücadelesiyle mümkündür. Herkesin yaşananlardan, hata ve yanlışlıklarından dersler çıkarmaları ve ulusal saflardaki bölünmeleri ortadan kaldırmak için sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor. Yaşanan süreç ve gelişmeler bunu tarihsel bir görev ve zorunluluk olarak dayatıyor.

Ve yine Kürtlerin, özellikle de diasporadaki Kürtlerin, bu olumlu havadan da yararlanarak, uluslararası diplomasi alanında gerçekçi taleplerle hareket ederek daha etkin olmaları gerekiyor. Türk devletinin işgaline derhal son vermesi, işgal ettiği tüm topraklardan kayıtsız şartsız geri çekilmesi, yerinden edilen halkın geri dönmesinin koşullarının yaratılması gibi acil önlemler istenmelidir. Batı Kürdistan için Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve diğer güçlerden”uçuşa yasak bölge” ve bu bölgeye bir Uluslararası Barış Gücü’nün konuşlandırılması gibi uluslararası koruma mekanizmalarının hayata geçirilmesi özellikle de talep edilmelidir.

Bugünkü mevcut durumda Suriye’de savaşın nasıl evrileceği ve sonuçları konusunda gerçeğe yakın öngörüler geliştirmek ve somut tesbitlerde bulunmak neredeyse mümkün değildir. İşin içinde başta ABD ve Rusya olmak üzere dünyanın bazı büyük güçleri, bölge devletleri, görünen ve görünmeyen çok sayıda güç ve faktör yeralıyor. Suriye sahası bir satranç tahtasına dönüşmüştür. Oyun içinde oyun oynanıyor. Durum çok kaotik, güç dengeleri akşamdan sabaha değişiyor, bir gecede dost olan düşman, düşman olan dost olabiliyor. Gelişmeler çok hızlı. Bu nedenle durumla ilgili somut tesbitlerde bulunma konusunda ihtiyatlı davranmak gerektiğine inanıyorum.

Ancak, resim tam olarak net görünmese de, görünen odur ki Kürtlerin de kaderlerini belirleyecek olan Suriye’nin gelecekteki yapılanması konusunda bazı büyük devletler ile kimi bölge güçleri arasında gizli ve açık görüşme ve anlaşma girişimleri vardır. Bu satranç oyununda taraflar sürekli yeni hamlelerde bulunuyor. Bu yazı kaleme alındıktan sonra ABD ile Türkiye arasında varılan mutabakat (17 Ekim 2019) denklemi değiştiren yeni ve önemli bir gelişme oldu. Bütünlüklü bir çerçevede bakıldığında bütün bu gelişmeler aslında genelde bölgenin ve özelde Suriye’nin paylaşılması ve yeniden dizayn edilmesinden başka bir şey değildir. Yoksa Birleşmiş Milletler tarihinde bir ilk olarak ABD ve Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde ortak davranmasını başkaca nasıl izah edebiliriz!..

Ateşkes ve akan kanı durdurmak elbette önemlidir. Ancak Türk devletinin bu ateşkese bağlı kalacağının ne güvencesi var ve ne de sahada ateşkesi uygulayacak ve denetleyecek makanizmalar vardır. Bununla birlikte, genel olarak bakıldığında ABD ile Türkiye arasında varılan mutabakat Kürtler açısından kaygı verici maddeler içeriyor. Mutabakatın bir yönüyle Türkiye’nin giriştiği işgal hareketini meşrulaştıran ve kalıcılaştıran, Kürtlerin konum ve taleplerini sınırlayan bir muhteva taşıdığını görmemek mümkün değildir. Oysa dünya kamuoyu ve Kürtler bu görüşmeden en başta askeri harekata derhal son verilmesi, Türkiye’nin işgal ettiği yerlerden kayıtsız şartsız geri çekilmesi, toprağından edilen halkın geri dönmesi gibi acil ve öncelikli bazı sonuçlar bekliyordu. Karşılıklı tehdit ve blöflerin, ambargo çığlıklarının, velvele koparan afralı-tafralı tweet kahramanlıklarının siyaset masasında nasıl ortak çıkarlarla sonuçlandığına ve kimlerin ilahlara kurban edildiğine dünya bir kez daha tanık oldu.

O halde biz Kürtlerin de bir kez daha kendimize dönerek gerçekçi olmamız ve en azından mevut koşullarda dünyada geçerli olanın çıkarlar ve güç dengeleri olduğunu görmemiz gerekiyor. Kahrolası bu dünyada buna kurban edilmeyen hiçbir değer kalmamıştır malesef.

Anlaşılan başta ABD ve Rusya olmak üzere uluslararası güçler ve bölge devletleri Kürtlerin bu parçadaki kazanımlarını asgari bir düzeye indirerek, yine bu güçlerin kabul edebileceği bir çerçeveyle sınırlamak istiyorlar. Kürtler, bir kez daha bölgesel ve uluslararası siyaset oyununda aktör olarak değil ama bir faktör olarak görülmek isteniyor. Suriye topraklarını işgal eden Türkiye dahil herkes Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerinde adeta yarış içindedir. Bu, çok yönlü seçeneklerin sınırlandırıldığı, Suriye rejimiyle anlaşma dahil ”ehveni şer” seçeneğini öne çıkaran uluslararası ve bölgesel güçlerin Kürtlere bir dayatmasıdır.

Peki bu koşullarda ne yapılmalıdır?

Kürtler, mevcut koşullarda bir imha savaşına karşı varlığını koruma mücadelesi içindedir. Ve mevcut durumda Kürtler için öncelikli ve esas olan işgale karşı durmak, bu topyekün imha savaşında ulusal varlığını korumak, ülkesini savunmak ve toprağından kopmamak, siyasi hedeflerini buna göre belirlemek, dost ve müttefiklerini de buna göre seçmektir. ABD, Rusya, Suriye rejimi ve sahadaki güçlerle ilişki ve ittifaklar da bu temelde olmalıdır. Siyasette ebedi dostluklar olmadığı gibi, ebedi düşmanlıklar da yoktur.

Suriye sahasında, başından beri kaybeden taraf olarak Türkiye bugün de hem sahada hem uluslararası alanda daha şimdiden kaybetmiştir. Bu dayanılmaz yalnızlık, savaşın siyasi, ekonomik, diplomatik ve de askeri sonuçları Türkiye için yıkım olacaktır. Topyekün bir imha savaşının hedefi olsa da, katliam ve sürgünlere maruz kalsa da, bugünden yarına kazanacak olan Kürt milleti olacaktır. Yeterki Kürt milleti tüm farklı örgüt, parti ve siyasal ayrılıklarına rağmen bu haklı davasında birliğini korusun ve düşmanın dayattığı imha savaşına karşı bir millet olarak ortak ve topyekün bir ulusal direniş sergilesin.

Bu anlamda Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Batı Kürdistan’da mücadele eden güçlerin yakınlaşması ve dayanışma içinde olmaları son derece önemlidir. Sayın Mesut Barzani’nin bu konudaki duruşu tüm Kürtlerin duruşu olmalıdır. Bu konuda görev ve sorumluluk HSD ve YPG güçlerine düşüyor. Bilinmelidir ki umutsuzluk ve moralsizliğe yolaçacak her türlü söylem ve davranıştan kaçınma ve bununla birlikte cesur, soğukkanlı, gerçekçi ve sorumlu davranma zamanıdır. Gün ayrılıklarımızı öne çıkarma değil, aksine ortak yanlarımızı daha da artırma, bir millet gibi davranma günüdür.

Dünya biliyor ki Kürtler haklıdır ve haklı bir dava için savaşıyorlar. Dünya biliyorki İŞİD’e karşı Kürtler sadece kendileri için savaşmadılar, onlar tüm insanlık için savaştılar. Dünya biliyorki Kürtler para ve silah için savaşmadılar. Dünya biliyorki Kürtler demokratik değerleri ve evrensel insani değerleri korumak, İŞİD’in zulüm ve katliamlarına uğrayan her millet, din, mezhep ve inançtan insanları korumak için büyük bir mücadele verdiler. Ve bu uğurda büyük bedeller ödediler. Dünya Kürtlere minnettar ve borçludur. Dolayısiyle Kürt milletini bu saldırı ve jenositlerden korumak aynı zamanda onlar için bir yükümlülüktür. Bunu ancak iki sözü birbirini tutmayan Donalt Trump gibi ticaret kafasıyla düşünen erdem ve ferasetten yoksun insanlar görmezlikten gelebilirler. Donalt Trump ve onun gibi kişilere en güzel ve doğru cevabı Kürt milleti adına onurlu önder sayın Mesut Barzani vermiştir. Kürtlerin ulusal gururunu tüm dünyaya haykıran onun nezaketle ifade edilen onurlu ve erdemli sözlerini bir kez daha tekrarlamak istiyorum:

“Sayın Başkan Trump. Lütfen bilin ki Kürt halkı her zaman meşru haklarının peşinden gitmiştir. Peşmerge, IŞİD’i mağlup etti ve Kürtler terörle mücadelede koalisyonun önemli bir parçası oldu. Kürtlerin kanı silah ve paradan çok daha değerlidir. Teşekkür ederim.”

Dünya kamuoyu Kürtlerden yanadır ve Kürtlerin mücadelesini haklı, adil ve meşru bir mücadele olarak görüyor. Elbette kazanan Kürtler olacaktır ve kuşkusuz gelecek Kürt milletinindir.

18.10.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir