PKK saldırıları, Beşikçi, PKK’ya karşı mücadelede tutarsızlık…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

PKK, her zaman olduğu gibi son günlerde de Kürdistan Federe Devletine ve Beşikçi’ye yönelik saldırılarından dolayı gündemde. Bazıları, bu saldırıları, özellikle de Beşikçi’ye yönelik saldırıları tekil bir olay olarak ele almakta ve PKK’nın ismini de vermeyerek bu saldırıları protesto etmekteler.. Bu doğru değildir. Beşikçi’ye saldıran PKK’nın ve kişilerin açıkça ismini yazarak teşhir etmek gerekir.

Ayrıca kişisel anlamda sosyal medyada Beşikçi’ye yapılan sözlü saldırıları, PKK saldırılarıyla aynılaştırma ve PKK’nın saldırılarından bağımsız ele alma gibi bir yanlışa da düşülmemelidir. Beşikçi’ye yapılan PKK ve sosyal medyadaki kişisel saldırılar aynı merkezden yönetiliyorlar. Kişiler, PKK’nın nüfuzu altında hareket ediyorlar.

Bu nedenle PKK’nın saldırılarının, yapısal sosyal-faşist yapısı kapsamında ele alınmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Ben de bunu yaptım. Bugün de bu makalemde aynı mantıksal çerçevede be bir bütünsellik içinde bunu yapacağım.

PKK’NIN BEŞİKÇİ’YE SALDIRILARLA KİŞİSEL BAĞLAMDA SOSYAL MEDYADA BEŞİKÇİ’YE YAPILAN İTHAM VE HAKARETLERİ BİRBİRİNDEN KESİNLİKLE AYIRMAMAK LAZIM…

Son günlerde Beşikçi’ye yönelik olarak hem PKK yayınlarında ve hem de ne oldukları belli olmayan ve tescilli Kürdistan Federe Devlet düşmanı da olan kişiler tarafından sosyal medyada bir saldırı söz konusudur. Bu saldırıları birbirinden kopararak ele almak, yorumlamak, tavır koymak doğru değildir. Bu saldırıların zamanlaması, Kürdistan Federe Devletine yönelik PKK’nın yıkma eylemlerinin yaygın bir şekilde geliştiği, pêşmergelerin katledildiği, PKK tarafından Kürdistan’ın Batısından toplu bir güçle Kürdistan Federe Bölgesine saldırının yapıldığı dönemde olması, bu saldırıların birbirine bağlı, aynı merkezden yönetildiklerini ortaya koymaktadır. 

PKK SALDIRILARININ NİTELİĞİ…

PKK, devletin operasyonal bir örgütü olarak Kürtlere, Kürdistan milli hareketine, Kürdistan liderlerine, Kürdistan milli değerlerine, Kürt milli ve toplumsal güçlerine karşı kurulduğu günden itibaren (1976), hep saldırı içinde oldu. Onun saldırıları, siyasi, ideolojik nitelikli saldırılar olmadı. Askeri terörist saldırılar oldu. Bütün saldırıları yıkıcı, katliamcı oldu. Kürt liderlerinin ve siyasi kadrolarının katledilmesine, binlerce Kürt yurtseverinin, binlerce Kürt pêşmergesinin, on binlerce sivil Kürdün ölümüne yol açtı. Aşiretleri birbirine düşman etti. Bir aşiretin tarafını tutarak, diğer aşirete savaş açtı. Kürdistan toplumunda suni bölünmüşlüğü ve çatışmaları körükledi. Siverek, Nusaybin, diğer birçok Kürdistan şehrinden Batı metropollerine göçe sebep oldu. Tarihteki Kürdistan milli mücadelelerine düşmanlık etti. Kürdistan örgütlerine karşı savaş açtı, onları işbirlikçi ilan etti. Kendisi devletin rahminde gelişti, MİT’in mahzenlerinde kuruldu.

Bu saldırılarını, zamanla Kürdistan’ın diğer parçalarında sömürgeci devletlerin işbirliği ve isteği sonucu kapsayıcı bir yapıya kavuşturdu.

Bulunduğumuz aşamada Kürdistan Federe Devleti’ni yıkma amacı PKK’nın bu operasyonel, sömürgeci devletlerin vekâlet savaşçısı ve taşeronu olmasının sonucudur.

Onun için PKK saldırıları, Beşikçi’ye ve Kürt yurtseverlerine yönelik sözlü eleştiri, saldırılarla, hatta hakaret ve ithamlarla mukayese edilmeyecek kadar yıkıcıdır  

BEŞİKÇİ’NİN KÜRTLER VE KÜRT MİLLİ MESELESİ AÇISINDAN ANLAMI, ÖNEMİ, KIYMETİ: “BEŞİKÇİ KÜRDİSTAN’DIR”…

Beşikçi’nin Kürtler ve Kürt milli meselesi için önemi büyüktür. Yazdığı kitaplar, makaleler, Kürtler ve Kürt meselesi için yattığı uzun hapisler, bir Kürt’ten daha fazla hapis yatması, ödediği bedeller, gördüğü işkenceler, çektiği yoksulluklar, Kürtler ve Kürt meselesi konusunda Beşikçi’yi anlatan kıymetli şeylerdir.

Yıllardır Beşikçi’nin Kürtler ve Kürt meselesi açısından önemi ve anlamı hakkında yazılıyor. Son günlerde ona yönelik saldırıların gündeme gelmesinden sonra, onun hakkında yazılanlar Beşikçi’nin Kürtler açısından ne kadar önemli olduğunu anlatıyor ve ortaya koyuyor.

Beşikçi’nin Kürtler ve Kürt meselesi için önemi, anlamı, kıymeti, “Beşikçi Kürdistan’dır” sözüyle en büyük tanıma kavuşuyor. 

BENİM İÇİN BEŞİKÇİ’NİN ANLAMI VE DEĞERİ…

Beşikçi, her Kürt’ten daha fazla değerli, anlamlı, önemlidir. Eğer bu konuda yazmaya kalkarsam benim bir kitap yazmam gerekir.

Ama kısaca belirtmek istersem: Beşikçi’yi 1967 yılında tanıdım. O tarihten sonra yazılarını ve “Doğu Anadolu’nun Düzeni” kitabını okudum. Bu kitap üzerinde konuşma, tartışma olanağımız oldu. Birlikte eksiklikleri tespit ettik. O da tespit ettiği eksiklikleri tamamladı. 

Bu okumalarım devam etti. “Doğu Mitingleri” ve “Alikan Aşireti Üzerine Araştırma” kitaplarını okudum.

1969 yılında Ankara DDKO’nun kurucusu ve yöneticisi, 1970 yılında DDKO Başkanı olduktan sonra yakın dostluğumuz oldu. DDKO olarak seminerler için çağırdık. O da olanak buldukça seminerlerde görüşlerini sundu. Seminerlerinde önemli tartışmalar ve hoş anılar oluştu.  

12 Mart 1971 Askeri Darbesinden sonra Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı cezaevinde beraber kaldık. Birlikte DDKO Komününde ortak yaşam sürdürdük. O da bizimle birlikte cezaevinde ve mahkemede büyük mücadeleye katıldı. DDKO’nın ortak savunma yapması için büyük çaba sarf etti. DDKO Komünün DDKO İddianamesine yaptığın geniş cevaba ve çalışmaya, Mahkemede yapılan 600 sayfaya yakın savunmaya büyük katkıları oldu. Cezaevindeki ideolojik ve siyasi tartışmalarda, Kürtlerin bağımsız örgütlenmesi, milli kurtuluş çizgisi, Kürdistan’ın bağımsızlığı tarafında yer aldı.

Sıkıyönetim Mahkemesinde kendi başına çaplı savunmalar yaptı.

Özel timlerin 2 Mart Olayları sırasında onun kişiliğine karşı yapmak istedikleri saldırıya karşı siper oldum.

1974 af’ından sonra Rizgarî ve Komal Hareketini birlikte kurduk, geliştirdik.

Rizgari Yazı Kurulunda birlikte çalıştık. Birlikte Anti-Sömürgeci Demokratik Mücadelenin ideolojisini inşa etmeye çalıştık. Devletin Resmi ideolojisi olan Kemalizm’e karşı mücadeleyi birincil ve başat mücadele haline getirdik.

Onun kitaplarını gözden geçiren oldum. Komal yayınevinde kitaplarını yayınladık.

Ne yazık ki, 1989’lardan sonra PKK konusunda karşı karşıya geldik. PKK’yi ve Öcalan’ı ortodoksça savunmasından dolayı karşılıklı, sert, 100 sayfayı tutan polemiklerimiz oldu. Beşikçi’nin yanlış “İlk Kurşun” ve benzeri birçok yanlış tespit ve teorisi o zaman ortaya çıktı.  

Benim mektuplarımı üzülerek belirteyim ki benim iznim olmadan PKK’ye gönderdi.

Ama yine de hiçbir zaman karşılıklı saygı sınırlarını zorlamadık.

İsveç’ten döndükten sonra görüşmeye devam ettik. Ama o polemikler hakkında konuşmamayı yeğledi.

Beşikçi, Öcalan’ın mahkemedeki tutumunu eleştirip “çürük” olarak nitelendirmesinden sonra, PKK saldırısına uğradı. Öcalan bizzat Beşikçi’yi 2. Ziya Gökalp olarak nitelendirdi. Ben bu nitelendirmesine karşı çok sert yazılar yazdım.

Kendi vakfını kurduğu zaman, Orhan Kotan’a ve Komal Yayınevine karşı haksızlığından dolayı kırıldım. Ona eleştirdim.

Şimdilerde yeni bir PKK saldırısı ile karşı karşıya. Ona yönelik saldırıyı göğüslemek benim de en başta gelen görevlerimden biridir.

Beşikçi, aynı zamanda Leman ablanın bize emanetidir. Onu tehlikelerden korumak boynumuzun borcudur.

BEŞİKÇİ PKK’YI DA SAVUNURKEN ÇIKAR İÇİN SAVUNMADI…

Beşikçi’nin kişiliği açısından belirtmek istediğim ve altını kalın çizgiyle çizmek istediğim bir konu var. O da, Beşikçi’nin birleri gibi çıkar, para kazanmak, onların televizyonlarından boy göstermek, kitaplarının fazla satılmasını sağlamak, milletvekili, belediye reisi olmak, korktuğu için PKK’yı desteklemedim. O doğru bulduğu ve Kürt milletinin yararına olacağını düşünerek, PKK’yı destekledi.

Ama ne yazık ki o öngörüsüzlüğünden dolayı binlerce Kürt gencinin PKK’ya katılmasını sağladı. Aynı zaman da onların PKK tarafından katledilmesi ve infaz edilmeleri için de önayak oldu. İyi niyetle cehennemin yolarına taş döşemiş oldu.

BEŞİKÇİ, KÜRTLERİN LİDERLERİ MAHKEMELERDE SUSARKEN VE ÖCALAN ARKADAŞLARINI MAHKEMEDE SATARKEN, KÜRTLERİ, KÜRT MİLLETİNİN VARLIĞINI, KÜRTLERİN MİLLİ HAKLARINI, ÜRETTİĞİ DÜŞÜNCELERE MAHKEMEDE ON YILLARCA CEZAYI GÖZE ALARAK  SAVUNDU…

Bu nedenle, Beşikçi PKK saldırılarını, ne yaptıkları belli olmayan kişilerin hakaretlerini kale alacak, korkacak bir insan değildir.

BEŞİKÇİ’YE SALDIRI,  PKK’NIN 45 YILDIR KÜRTLERE, KÜRT YURTSEVERLERİNE, KÜRT DOSTLARINA YAPTIĞI SÜREKLİ SALDIRLARIN SON HALKALARINDAN BİRİDİR…

Bu gerçek göz önüne alındığı zaman, sıra dışı bir olayla değil, sıradan bir olayla karşı karşıyayız. PKK, kendisinden olmayan herkesi, her Kürdü düşman kabul etmektedir. PKK ve Öcalan, bir “PKK milleti” yaratmak sevdasındadır. Bunun için de birkaç bin mürit Kürt onun için yeterlidir.  Bununla da Atatürk’ün, Hitlerin, Musollini’nin, Stalin’in mirasçıları, takipçileri oldukları tartışmasız. PKK bu sosyal-faşist niteliğinden sömürgeci devletlerin Kürtleri yok etme stratejisinin uygulayıcılarıdırlar.

BEŞİKÇİ İLK SALDIRIYA UĞRAMIYOR: DAHA ÖNCE ÖCALAN TARAFINDAN 2. ZİYA GÖKALP’I OLARAK TANIMLANDI…

PKK, Beşikçi onu desteklediği zaman el üstünde tutuyordu. Yazılarını yayınlıyor. Ona övgüler diziyor. Onun ne kadar yiğit, bilime bağlı, Kürtlerin yaman savunucusu olduğunu tepe-tepe söylüyordu ve savunuyordu.

PKK, Beşikçi ve Beşikçi gibi şahsiyetlerle ile Kürtler içinde ve yabancılar içinde kendilerine meşruiyet kazanmaya; kendi katilliklerini, cinayetlerini onlarla gizlemeye çalışıyordu. Onları kullanarak kendi kötülüklerini sürdürecek taraftarlar topluyordu. Muhalefet edenleri ve Kürt yurtseverlerini öldürmelerine kalkan yapıyordu.

Beşikçi de buna göz yummuyordu. PKK’nın cinayetlerine ses çıkarmıyordu. PKK daha cesaretlenerek kötülüklerini artırıyordu.

BEŞİKÇİ’NİN ÖZELLİKLE DE 1989 YILINDA DOĞU PERİNÇEK VE YALÇIN KÜÇÜK PLANLAMASI ÇERÇEVESİNDE KÜRT LİDERLERİNE VE SİYASİ KADROLARINA, ONUN YAKIN DOSTLARINA, BENİM ŞAHSIMA YÖNELİK PKK’NIN KAPSAMLI SALDIRISINA, ÖLÜM KARARLARINA VARMASINA SESSİZ KALMASINI ANLAMKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORDUM.

 Ben de, gün gelecek PKK, Beşikçi ve Beşikçi gibi şahsiyetlerden faydalandıktan, onların küçük bir itiraz ve eleştirilerle karşı karşıya kaldıkları zaman, onları düşman ilan edeceklerini; onları ortadan kaldırmak için saldıracaklarını; itibarsızlAştırmak için iftiralara başvuracaklarını söylüyordum.

O günde geldi. Beşikçi, Öcalan’ın mahkemedeki tutumunu “çürük” üstelik de hafif bir deyimle tanımladığı için Öcalan tarafından İkinci Ziya Gökalp olarak tanımlandı.

Buna karşılık Beşikçi cevap verdi.

Ben de cevap verdim. Yazdığım makalede Öcalan’ın 2. Ziya Gökalp olduğunu yazdım.

BEŞİKÇİ’YE BUGÜNLERDE SALDIRI, PKK’NIN KÜRDİSTAN FEDERE DEVLETİ’NİN YIKMA AMAÇLI SALDIRININ BİR PARÇASIDIR. BEŞİKÇİ’NİN PKK TEHLİKESİNE ÇOK NET İFADELERLE KARŞI ÇIKMASIDIR. PKK’NIN BEŞİKÇİYE’KARŞI BAŞLATTIĞI SALDIRIYA KARŞI ÇIKANLAR BUNUN BİLEREK TUTUM ALMALIDIDRLAR. YOL HARİTALARINI ONA GÖRE TAYİN ETMELİDİRLER.

Bütün dünya ve Kürdistan’ın dört parçasından Kürtlerin bildiği ve izlediği gibi PKK, tüm Kürtlerin evi olan Kürdistan Federe Devletini yıkmayı amaç haline getirmiş durumdadır. PKK, bu amacını gerçekleştirmek için yıllardır sürdürdüğü yıkıcı ve terörist eylemlerini, son zamanlarda daha yaygın ve daha tehlikeli bir saldırı aşamasına taşımıştır. Bu saldırıların bilançosunu bu konuya ilişkin yazılan yığınla makale, Kürt yazılı ve görsel basınında izlemek ve gözlemlemekteyiz.

PKK’nın bu işgalci, terörist, yıkıcı amacına karşı tutum, yurtseverliğin, vatan savunuculuğunu en önemli göstergesidir.

Beşikçi de bu konuda vicdanlı bir Kürdolog, Kürt dostu, Kürt milli davasının savunucusu olarak tutumunu belirlemiştir. Demiştir ki: “PKK, Kürdistan Federe Devletinin egemenlik hakkını Kayısız şartsız tanımalıdır. Kürdistan Federe Devletinin egemenliğini tanımıyorsa Kürdistan’ı terk etmelidir. Kürdistan Federe Devletini terk etmediği zamanda da, Kürdistan Federe Devleti tarafından idari, hukuki ve cezai müeyyideyle karşı karşıya bırakılmalıdır.”

PKK’nın Beşikçi’ye saldırısıs bunun içindir. PKK’nın can damarını basmasıdır.

Beşikçi’ye yönelik saldırılara karşı çıkanlar buna göre tutum takınmalı, yol haritalarını buna göre tayin etmelidirler.

Sonuç olarak diyebilirim ki, geçmişte bu yana PKK’YA KARŞI MÜCADELEMİZDE GENEL BİR TUTARSIZLIK söz konusudur.  Bu tutumumuzu kişiler, kurumlar, örgütler, en başta da Kürdistan Federe Devleti olarak değiştirmeliyiz. Gelecek makalemde, PKK’ya karşı mücadelede tutarsızlık nedenleri ve nasıl bir tutarlı mücadele konusu üzerinde özgünce duracağım.

Diyarbekîr, 29. 12 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir