MEKTUP POSTACIDAN DEĞİL, HOCADAN…

Evet, önceki yazılarımızda üzerinde durduğumuz İstanbul seçimleri geldi çattı. Tabi bu sürede söylediğimiz birçok şey gerçekleşti. İktidar-İmralı hattı çok sıcak geçti ve baştan beri dediğimiz gibi gündem artık İmralı- HDP ve KÜRTLER oldu. Hükümet kanadı seçimi Kürtler olmadan kazanamayacağını net bir şekilde anladı ve politikasında yumuşamaya gitti. PKK liderinin önce açlık grevlerini bitirilmesi yönündeki çağrısından sonra “HDP tarafsızlıkta ısrar etmelidir” çağrısı seçimden bu yana en sürpriz ve tartışmalı ana gündem maddesi oldu. Öcalanın 18.06.2019 tarihinde avukatlara verdiği mektup nedense saklanıldı ve gündeme getirilmedi. Avukatların Öcalan’a rağmen mektubu kamuoyu ile paylaşmamaları ve bunun hükümete yakın gazeticilertarafından üstü kapalı olarak dile getirilmesi beraberinde bir takım tartışmalar getirdi. Daha önce ismi kamuoyunda bilinmeyen bir akademisyenin İmralı’ya gidip, aldığı mektububasın ile paylaşması üzerine HDP ve Avukatlar geri adım atarak, mektubu doğruladı ancak; ısrarla Öcalan’ın sözlerinin yanlış anlaşıldığını savundu. İmralı yüksek güvenlikli cezaevine ilk kez bir sivilin gitmesi ve mektubu ifşa etmesi CHP ve ona sınırsız destek verilmesini savunanların hayallerini suya düşürdü, uykularını kaçırdı. Çünkü; silahlı kanat dahil olmak üzere hemen hemen aynı çizgideki bütün yapılar üzerinde tartışmasız liderliği olan PKK liderinin sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiğini onu tanıyan herkes çok iyi bilir. Evet Öcalan kesin bir ifadeyle boykot demedi ama CHP bloğuna da yeşil ışık yakmadı. Peki neden? Öcalan yılların tecrübesi ve gelecekte olası bir çözüm sürecinin kaçınılmaz olduğunu AKP-MHP bloğunun eninde sonunda bitip AKP’nin yüzünü Kürtler’e döneceğini çok iyi biliyor. Kaldı ki; CHP’nin Kürt sorunun çözümünde etkisi şu an için zor görünüyor. 

MEKTUP VE YARIN Kİ SEÇİM

PKK lideri bir olayda karar vermek istemişse daha doğrusu kararını beyan etmek istemişse bunun “aman yanlış anlaşılmasın veya şöyle değil böyle demek istedim” diye bir duruma girmeyeceği aşikardır. Açıkcası buna minnette etmez. Tartışmasız yılların liderliği kendi direktifleriyle kurulan bir siyasi kanada üstü kapalı mesaj vermez. Öcalan karakter olarak net ve dürüst bir kişiliktir. Geçmişte de olduğu gibi söylemek istediğini söyler; yapmak istediğini yapar. Bu mektubunda sanki direktif değilde öneride bulunmuş gibi görünüyor. Yukarıda da değindiğim gibi Öcalan boykot edilmesini isteseydi, bunu çok açık ve net bir şekilde dile getirirdi. Peki neyi amaçladı veya ne demek istedi? Dürüst olmak gerekirse Öcalan HDP’nin bu süreçte ana muhalefet partisiyle boy göstermesini istemiyor. Çözüm veya çözüme gidecek olan bütün yolların parti devleti konumdaki AKP ile olacağını çok net olarak biliyor. Ve konuşmalarında buna dikkat çekiyor. Şimdi gelelim mektuba ve yarın ki tarihi seçime. Benim bildiğim Kürt seçmen ve Öcalan’a sempati duyan her kürt bu çıkışı sandığa gitmeden önce mutlaka düşünecektir. Aslında düşünmeye pek zamanlarının olduğunu söylemek doğru olmaz. Ama okunması ve görülmesi gereken net bir şey var ki; o da İstanbul seçimlerinin iktidar partisi tarafından kazanılacağı…

Kimse HDP’nin çıkıp “tamam vazgeçtik biz destek vermeyeceğiz” demesini beklemiyor elbette. Yalnız İmralı’dan gelen bu fısıltının bile AKP’nin seçimi kazanmasına yeteceğini kestirmek zor değil.

Şayet yanılırsam ve AKP kazanamazsa ne olur? AKP her koşulda bu kayıpların sivri dilli Kürt politikası ve küçük ortağının aklına uymasının sonucu olduğunu net bir şekilde anlayacak ve politikasından vazgeçip olası “düşük yoğunluklu bir çözüm sürecini başlatacaktır.”

Son olarak benim şahsi görüşüm şu yöndedir: iktidar yarın ki seçimi kazanır. Bunda da İmralı’dan gelen fısıltının  etkisiTARTIŞILMAZDIR…

Bahoz Colemerg    22 Haziran 2019/ Ankara 

One thought on “MEKTUP POSTACIDAN DEĞİL, HOCADAN…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir