Kürdistan’ın Kuzeyinde Siyaset Anlayışı ve Siyaset Sınıfı Üzerine Notlar…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimgüçlü21@gmail.com)

Bugüne dek Kürdistan’daki siyaset anlayışı ve siyaset sınıfı üzerine yazılar yazdım. Bir dönemdir bu konuda yazmaya ara vermiştim. Ama son günlerde katıldığım toplantılardan sonra, benim de içinde olduğum siyaset sınıfı üzerine yazmanın gerekli olduğu neticesine vardım.

                                                     ( I )

Monarşik ve tekçi toplumlarda siyasetten bahsedilemez. Çünkü bu toplumlarda, egemen ve iktidar olan şahıs, kral, melik, diktatör; her konuda karar verme; devleti istediği gibi yönetme ve yürütme hak ve yetkisine sahiptir.

Yunan Toplumunda, demokrasiden çok eski zamanlarda bahsedildiği için,  siyaset ya da politika kavramına rastlanır. Çünkü eski Yunan’da “demokrasi” diye bir kavram ve demokrasi denilen bir devlet ve siyasal yönetim söz konusu. Eski Yunan’da bu nedenle herkes, özellikle de üst sınıf ve okumuş elit, devlet yönetimini elinde bulunduranları etkilemek, yeni yöneticileri seçmek için siyaset denilen kavrama ve yönteme ve disipline başvurmak durumundaydı.

Siyaset kavramı, 14. Yüzyıldan sonra kullanılan ve başvurulan bir kavramsal disiplin olmasına rağmen, asıl olarak Ulus Devletlerin oluşumu ve demokrasi döneminin kavramı olarak yer etti. Ulus Devletler, feodal devletlere karşı merkezci burjuva devletlerdir. Burjuvaların, feodal sınıflara karşı yürüttüğü mücadele ve siyasetin son aşaması ve zaferidir.

Demokrasi, halkın kendi kendisini yönetme rejimidir. Bunu çoğulcu siyasi parti ve örgütler yapısıyla, siyaset yaparak sürdürür.

Siyaset kavramıyla ilgili birçok tanım var. Ama siyaset sanatının yaptıklarını en genel anlamda alt-alta sıralayıp sentezleştirirsek şöyle bir tanım karşımıza çıkar:

“Siyaset, her şeyden önce bir yönetme sanatı.  Hükümet/devlet icraatlarını etkileme, değiştirme veya yönlendirmek işidir. Devlet yönetimini veya kontrolü ele geçirme ve elde tutma bilgisi veya sanatıdır. Bireyler ve gruplar arasında güç ve liderlikle ilgili olan rekabettir. Bir takım maharet ve hünerlerle, çoğu kez dürüst veya ahlaki olmayan şekilde uygulamalarla karakterize edilen etkinliklerdir. Bir toplumda yaşayan insanlar arasındaki ilişkiler karmaşasının bir toplamıdır. Yaşanılan zaman veya gelecek için kararlar almak ve uygulamak için koşullar ve verilerin ışığında alternatifler arasından seçilen eylem veya eylemleri ortaya koymak, belirlenen yöntem veya biçimlerde uygulamaktır. Özellikle bir devlet organının uygulanabilir icraat ve genel amaçlarını ana hatlarıyla açıklayan yüksek düzeyli planlardır.” 

Siyaset kavramı ile birlikte, siyasetin araçları da gündeme girmiştir. Siyaset, dar anlamda siyasi parti ve örgütlerle, geniş anlamda dolaylı siyaset kurumları ve sivil toplum örgütleriyle gerçekleştirilir. 

Bu bağlamda, siyaset kavramı ile siyasi parti ve örgütler arasından doğrudan bir bağ vardır. Siyasi parti ve örgütler olmadan, aslında siyasetten bahsedilmez. Partisiz ve örgütsüz siyaset bu anlamda düşünülemez. 

Siyaset sanatı, aynı zaman da siyasi bir sınıfın varlığını gerekli kılar. 

Siyaset sınıfı, siyaseti icra eden topluluktur. 

Siyaset sınıfı, homojen bir yapıya sahip değildir. Değişik dünya görüşlerine, felsefelere, farklı toplum projesi ve programlarına uygun olarak çoğulcu bir yapıda oluşur. 

Demokrasilerde siyaset,  çoğulcu, siyaset sınıfının farklı renklerde ve yapılarda olması da, olmazsa olmaz şartlardan biridir. 

                                                      ( II ) 

Kürdistan’da da ulus devleti oluşturma faaliyetlerinin başlamasıyla bir siyaset sınıfının oluşması süreci başladı. Kürdistan’da siyasi partilerin kuruluşuyla bu sınıf kategorik bir yapı kazandı. 

  1. Yüzyılın başlarında oluşan ve Azadi Örgütü ile kategorik bir yapı kazanan Kürdistan siyaset sınıfı, geleneksel Kürt milli ve toplumsal değerleriyle gelişen bir sınıftı. Medreselerde, Kürt eğitimi ve kültürü ile yetişmişlerdi. Osmanlı Kültürünün etkisi altında olsalar da, ağırlıkla Kürt kültür ve toplumsal değerler sisteminin şekillendirdiği bir sınıftı. 

Bu siyaset sınıfı, eğitimi, kültürü ve temsil ettiği toplumsal kesimler açısından, Kürdistan’ın sosyolojik çoğulculuğuna dayanıyordu. Ya da başka bir ifadeyle Kürdistan’daki sosyolojik çoğulculukla örtüşme gösteriyordu. 

Bu dönemdeki Kürt Siyaset sınıfı, bu sosyolojik gerçekliği, temsili, eğitimi ve anlayışının bir gereği olarak; derin ve köklü milli düşünce ve davranış biçimlerini gösteriyordu. 

Bu nedenle tam anlamıyla milli bir karakter taşıyordu. 

Kürdistan toplumunun aynası, yabancılaşmayan bir siyaset sınıfıydı. 

Kürdistan’ın Kuzeyinde, milli direnme ve hak mücadelelerinin başlamasıyla bu siyaset sınıfı, güçlendi ve siyaset icrasında tayin edici ve belirleyici oldu. Ne yazık ki, milli direnme hareketlerinin sömürgeci devletin zoruyla kırılması, dönemin değişik toplumsal kesimlerinden gelenlerden oluşan siyaset erbabını yok etti ve kırımdan geçirdi. 

                                                    *****

Kürdistan’ın Kuzeyinde, 1959’lardan sonra yeniden bu siyaset sınıfı yeşermeye başladı. 1965’lerden sonra bu siyaset sınıfı örgütsel bir yapı kazandı. 1974 yılından sonra aynı nitelikli (sosyalist) çokçu partili yapı ile niteliksel farklılık kazandı ve sayısal bir güce erişti. Bu siyaset sınıfının ağırlıklı ve belirleyici rengi sol nitelikliydi. 

Kürdistan toplumunun sosyolojik sınıfsal ve toplumsal çoğulculuğuna dayanmıyordu. Ağırlıkla belirli bir toplumsal kesimden, küçük burjuva okumuş kesimden oluşmaya başladı. 

Bu siyaset sınıfı, soğuk savaş döneminin sol kültüründen derinde etkilenmekle kalmayan, o değerleri gönüllü benimseyen; Kemalist eğitim kurumlarında yetişen; demokratik olmayan otoriter ve elitik Kemalist ve Türk sol düşüncelerinin şekillendirdiği bir siyaset sınıfı oldu. 

Bu siyaset sınıfı, bu nedenle Kürdistan milli ve toplumsal değerleriyle sorunlu olan, toplumsal yabancılaşmayı içinde taşıyan, standartlı bir siyaset sınıfıdır. 

Bu siyaset sınıfı, milli temsil yeteneğinden uzak, tekçi ve otoriter düşünce ve davranış içinde olan bir siyaset sınıfıdır. 

Bu siyaset sınıfı da bir ölçüde milli hareketi geliştirmede öncü ve motor güç oldu. Ama 12 Eylül 1080 Askeri Sömürgeci Faşist Diktatörlükle birlikte kırılma yaşamakla kalmadı, tasfiye ile karşı karşıya kaldı. 

                                               ( II ) 

Bu tarihsel kırılmadan sonra, geriye tabir caizse bir kılıç artığı bir siyaset sınıfı kaldı. 

Bu kılıç artığı siyaset sınıfı, bugüne dek niteliksel bir değişiklik göstermeden, eski ve soğuk savaş dönemi değerlerini koruyor. Kürdistan milli ve toplumsal değerlere yabancılaşmaya yatkın yapısını devam ettiriyor. 

Mevcut siyasi sınıf, Kürt milli ve toplumsal değerlerinden uzaktır. Kürtçe okuma yazmayı ağırlıkla bilmeyen, Kürtçe konuşmayan; Kürt Kültürü ile içli dışlı olmayan bir sınıftır. 

Kemalist eğitimle edinilen sömürge kültür değerlerini bünyelerinde atma ve yapısal özelliklerini dezenfekte etme yerinme, sömürgeci kültür değerlerini içselleştirme gibi bir dramatik konumları var. 

Kürdistan’ın Kuzeyindeki siyaset sınıfının, bilgi düzeyi oldukça düşüktür. Eğitimli bir sınıf değildir. Bilgilerinin kapasitesi günümüzde lise öğrencilerinin seviyesindedir. Kendilerini geliştirmek için okumuyorlar ve araştırmıyorlar. 

Hayat ve siyaset, fizik, kimya, matematik, sosyal bilimlerdir. Siyaset sınıfı, bu bilimsel disiplinlerden habersizdir. 

Siyaset sınıfı, hem genel ve hem de özel olarak Kürt/Kürdistan tarih bilgisinden uzaktır. Kürdistan’ın yakın siyasi tarihi ile ilgili bilgileri oldukça sığ ve sıradan bilgilerdir. Kürdistan’daki, siyasi örgüt ve parti oluşumlarının; milli direnme hareketlerinin gelişim düzeylerinden ve bilgilerinden yoksundur. 

Günümüzü, okuma yetisi ve yeteneğinden yoksunlar. Dünyadaki hızlı gelişmeleri algılamada sorunludurlar. Geçmişi tekrarlamaktan öteye geçemiyorlar. Yeni tespitler ve yorum kabiliyetleri yok. 

                                                     ( III ) 

Çağımız, yenilikçilik, değişim, reform ve demokrasi çağıdır. Toplumsal gelişme, milli bir hareketin sürdürülmesi ve başarıya ulaşması, bu değerlerden bağımsız gelişme şansına sahip değildir. 

Ne yazık ki Kürdistan’ın Kuzeyindeki siyaset sınıfı, yenilikçi, değişimci, reformcu ve demokrat değildir. Soğuk savaş döneminin statükocu, durağan, değişimci olmayan, tekçi, totaliter değer yargılarını benimsemeye ve sürdürmeye devam ediyor. 

Siyaset sınıfımız, soğuk savaş sonrasında olup bitenleri izleme, anlama, kavrama ve içselleştirme yeteneğinden yoksundur. 

Sosyalist sistemim çöküşü sonrasındaki gelişmeleri, teknik düzeyde kavrama ve algılama durumunda. Bu değişimin, insanlığın hayatında, sistemlerin ve rejimlerin hayatında yaptığı değişiklikleri anlamaktan uzaktırlar. 

                                                   ( IV ) 

Toplum ve millet demek, hukuk demektir. Hukuk olmadan, bir toplum ve millet medeni bir yapı kazanamaz. Kendi içinde barışçıl bir yaşam sürdüremez. Demokratik bir yapı kazanamaz. Çoğulculuğunu koruyamaz ve yaşatamaz. 

Bu gerçek doğru ve değer, Kürdistan toplumu için de geçerlidir. 

Kürdistan, işgal altında olan sömürge altı bir statüde olduğu, Kürtler kendi ülkelerinde yönetici konumunda olmadığı, Kürdistan devleti olmadığı, bağımsızlıktan uzak olunduğu için, devletler bünyesindeki bir hukuk sistemini yaratmak olanaklı değil. 

Ama siyaset sınıfının, bugünden gelecekteki Bağımsız Kürdistan’ın hukuk anlayışına sahip olması, o bu hukuku adım-adım inşa etmesi, geliştirmesi, uygulaması, hukukun üstünlüğüne iman getirmesi ve gerçekleştirmesi için çaba göstermesi gerekir. 

Ne yazık ki Kürdistan’ın Kuzeyindeki siyaset sınıfı için, hukukun, hukukun üstünlüğünün hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Siyaset sınıfında, hem bireysel anlamda hem de siyaset sınıfının oluşturduğu siyasi kurumlarda hukukun esamesi okunmamakta. Hukuk, keyfiliğe kalmış durumdadır. 

Bu nedenle bu sınıf, adalet ve eşitlik bilincine de sahip değil. Başka bir deyimle bu siyaset sınıfında adalet ve eşitlik bilinci gelişmiyor. 

Hak ve özgürlükler konusunda çifte standartlılık var. 

Bu siyaset sınıfı, kendisine hak saydığını karşısındakine hak saymıyor. 

Özgürlükleri çiğneme konusunda büyük bir keyfiliğe sahip. Parti ve örgütlerinde, hukuka,  insan hak ve özgürlüklerine kıymet vermedikleri gibi çiğnemekte de mahirdirler. 

Ayrıca bu siyaset sınıfımızda tutarlı bir hak ve özgürlükler bilinci de yok. 

                                                  ( V ) 

Siyaset sınıfımızda, medeni cesaret yok. Kürt/Kürdistan Davasını, her yerde ve her zaman savunma kararlılıkları ve nitelikleri yok. Tutumu, döneme, zamana, yer, konuşulan kuruma göre değişmektedir. 

Sömürgeci devlet kurumları karşısında, Kürt/Kürdistan Davasının savunmada hayli yetersiz ve korkaktırlar. Daha olumsuzu, sömürgeci devletin sorumluları ve değerleri karşısında kompleks sahibidirler. Onlara benzemek için, olmadık yollara baş vurmaktadırlar. 

Siyaset sınıfının, sömürgeci devlet, kurum ve sorumlularına karşı korkaklığı, ülke içindeki haksızlıklar, hukuksuzluklar, kötülükler karşısından da aynen zuhur etmektedir. 

Bundan dolayı, güçlü mücadele, muhalefet ruh ve canlılığına sahip değildir. 

Hem dışarıda sömürgecilere karşı, hem de içeride hak ve hukuk ihlallerine karşı uzlaşmacı karaktere sahipler. 

Sömürgeci devlete karşı, millet olma, milli kurtuluş, Kürtlerin kendi kendilerini yönetme, bağımsız devlet olma kapasitesiyle tutum davranış göstermiyor. 

Siyaset sınıfının, milli refleksi ve mücadele ruhu oldukça zayıftır. 

İçerde de hak ve hukuk ihlallerine, Kürt/Kürdistan Davasının aleyhine Kürtlük adına yapılan yanlışlara, ihanetlere karşı mücadele etme refleksine sahip değiller. 

Bu korkaklık ve cesaretsizlik, son hendek savaşında şehirlerimizin tahrip edilmesi ve yıkılması konusunda daha somut bir şekilde ortaya çıktı. 

Amed, 15 Nisan 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir