İsmail Beşikçi: Köklere Yolculuk

Köklere Yolculuk, Ahmet Özer’in roman-anı türünden bir kitabı. Kapakta, kitabın 2018 yılında Altın Kalem Ödülü aldığı belirtilmektedir. Ahmet Özer, (d. 1960, Muradiye, Van) Sosyoloji profesörüdür. 31 Mart 2024’den itibaren Esenyurt/İstanbul Belediye Başkanı’dır.
 

Köklere Yolculuk, Ahmet Özer’in roman-anı türünden bir kitabı. Kitabın tam adı şöyle: Ahmet Özer , Köklere Yolculuk, Bir Aşiret Destanı,  İki cilt bir arada, Cinius Yayınları, Nisan 2018, İstanbul,  568 s. 

Kapakta, kitabın 2018 yılında Altın Kalem Ödülü aldığı belirtilmektedir.

Ahmet Özer, (d. 1960, Muradiye, Van) Sosyoloji profesörüdür. 31 Mart 2024’den itibaren Esenyurt/İstanbul Belediye Başkanı’dır.

                                                             ***

Yazar Ahmet Özer, eserinin ‘Giriş’ bölümüne (s. 9-12) anı yazmanın gereği üzerinde durmaktadır. ‘Geçmişlerini bilmeyenler geleceklerinin kuramazlar’, demektedir.

Kinyas Kartal (1900-1991) Brukanların önemli liderlerinden biridir. Köklere Yolculuk kitabında s. 555-548 arasında  Kinyas Kartal hakkında önemli bilgiler vardır.

Bruki  Aşireti 1600 yıllarında Urfa-Diyarbakır arasında yer alan Karacadağ’da yaşamaktadır. Oraya da 1500 yıllarında Cizira-Botan’dan gelmişlerdir. Karacadağ’da, kara kıl çadırlarında  mutlu bir yaşam sürerlerken, misafir ettikleri Osmanlı müfrezesi ile beklenmedik bir olay yaşarlar. Osmanlı müfrezesinin komutanı, müfrezesiyle beraber aşiret reisi Şemdin Bey’in evinde misafirdir..

Müfreze komutanı evde Şemdin Bey’in kızı Lerzan’ı görür. Bir saniyelik görüşünde Lerzan’ aşık olur. O anda Lerzan’ı alıp götürmek ve onunla evlenmek istemektedir. Kural-kaide dinlemeden, tehditler savurarak, devletin gücünü dile getirerek amacına uluşmaya çalışmaktadır. Şemdin Bey, Bruki Aşireti’nin  ileri gelenleri,  Osmanlı ile çatışmaya girmek yerine Karacadağ’dan ayrılmanın,  yeni bir yurt aramanın daha hayırlı olduğuna karar verirler 

Brukanlar, kuzeye, kuzeydoğu’ya doğru hareket ederler. Uzun, meşakkatli, ölümcül bir yolculuktan sonra  Aralık’ın Dil kesimine kadar gelirler. Burada Bruki Aşireti Reisi Şemdin Bey vefat eder. Şemdin Bey’in vefatından sonra Brukanlar iki kola ayrılırlar. Bir kol, İran’a doğru hareket eder. Bir kol da Erivan, Elegezler yönüne doğru ilerler.

Brukanlar, Rusya’da 1917 devriminden sonra tekrar ana yurtlarına dönüp, Van, Muradiye, Çıldır, Erciş çevresinde, Ermenilerden boşalan köylere yerleşmeye başlarlar. Bu, İran’a yönelen Brukanları da etkiler. İran’a giden Brukanlarda da benzer bir süreç yaşanır. Böylece Brukanlar ana yurtlarında tekrar birleşmiş olurlar.

Yukarıda, Ahmet Özer’in sosyoloji profesörü olduğunu belirtmiştim. Bu konuda, birçok kitabı, makalesi, yazısı var. Akademisyen olarak birçok etkinliğe  katılmış. Bazı üniversitelerİn yönetiminde de görev almış. Ama, Ahmet Hoca’nın edebi yazma gibi bir yönü de var. Bu, bilim insanlarında ender rastlanan bir durumdur. Bunu Köklere Yolculuk roman-anı eserinin birinci cildinde çok açık ve rahat bir şekilde görüyoruz. Kanımca, Geçmişe Yolculuk eserinin çok akıcı, anlaşılır bir dili  olduğunu vurgulamak da gereklidir.

Roman-anı eserinin  başında Lerzan-Serxan aşkıyla karşılaşıyoruz. Çok yoğun bir aşk yaşanmasına rağmen Lerzan ve Serxan birbirlerine kavuşamıyor. Bu aşkın akıbeti örneğin, kişi olarak beni çok düşündürdü, etkiledi. Kitabı okurken zihnim hep bununla meşgul oldu. Bu sırada yeni bir aşkla, Derya-Sirhan aşkıyla karşılaşıyoruz. Bu da Bruki Aşireti’nin bir obasında yaşanan  bir aşk. İşte burada, yazar çok sağlam bir kurguyla okuyucunun kafasında oluşan endişelere cevap veriyor, çelişik düşünceleri gideriyor.  Köklere yolculuk eserinin birinci cildi, somut olarak yaşanmışlıklarla kurgunun dikkate değer bir sentezi oluyor.

Kitapta sık sık Kürdçe sözcükler, Kürdçe deyimler, Kürdçe şarkıların sözleri yer almaktadır. (s. 24-25) Kitapta, baştan sona kadar, çeşitli sahifelerde bunu izlemek mümkündür. Bu, kanımca önemli bir tutumdur. Bu sözcüklerin, deyimlerin sık sık dile getirilerek yaşayan günlük Kürdçe’de  kullanılmasını  sağlamak önemli olmalıdır.

Bir Eleştiri

Köklere Yolculuk kitabında şöyle bir cümleye rastladım. “Bu gezi ile Cüneyt, militan Şiiliğe daha da yaklaştı. Çünkü Anadolu’daki Şiilik, İran’dakina göre daha radikal ve militandı” (s. 261)
Bu konuda Köklere Yolculuk kitabında s. 255-266 arasında daha ayrıntılı bilgiler vardır.

Bu, Anadolu Alevilerinin Şii olarak değerlendirildiği anlamına gelir. Yanlış bir saptamadır. Andolu Alevilerini Şii  olarak değerlendirmek yanlıştır. Sünni İslam ve Şii İslam, İslam’daki iki büyük koldur. Alevilik ise, İslamla ilgili olmayan bir inançtır, bir yaşam biçimidir. Bu bakımdan Mitraizme kısaca değinmekte yarar vardır.

Mitraizm

Mitraizm Aryan halkların dinidir. En çok Kürdler, Farslar, Beluciler, Afganlar, Tacikler arasında gelişmiştir. Kürdlerin İslamdan önceki dinidir, denebilir. İslam’dan sonra da bu inancı sürdürenler, İslam’ın ağır baskılarına, zulümlerine rağmen sürdürenler elbette vardır. İran’da Yarsan, Irak’ta Kakailik diye anılan  grup, Ezidiler, Rêya Heqîyê (Alevilik) vs. Bu inançların, İslam’ın baskısından, şiddetinden uzak kalabilmek için ritüellerinde bazı değişiklikler yaptıkları, zaman zaman Müslüman gibi gözükmeye özen gösterdikleri, gerçek inançlarını ancak bu şekilde koruyabildikleri  bilinmektedir.

Arya, İnançlı, dindar, uysal anlamına gelmektedir. (Antik Kürdistan s. 253) Zerdüşt  (MÖ 600’ler) Mani (MS. 216-274), Mazdek (MS. 480  ve sonrası) Mitra kökenli dinlerdir. Doğa dinleri olarak değerlendirebiliriz. Elî Teter Nêrweyî, Antik Kürdistan isimli çalışmasında bu dine ait birçok ayrıntının, ritüelin Ezidilik inancı içinde bozulmamış olarak yaşadığını vurgulamaktadır (Antik Kürdistan,  s. 251)

İran’da Yarsan, Irak’ta Kakailik olarak anılan inanç, Êzidilik ve Rêya Heqîyê (Alevilik) bir ulu çınarın üç ana dalı gibidir. Her üçü de Mitra kökenlidir. MÖ. 4000’lere kadar uzanan inançlardır. Mitra ışığın ve aydınlığın tanrısı olarak anılmaktadır. Avesta Zerdüştlüğün, Arzhang Maniheizmin kitabıdır. (Antik Kürdistan, s. 267)

Mitra inancında doğa, insan, Tanrı bir bütündür. İnsan öldürülmez, doğaya saygı esastır. Ağaç kesilmez, hayvanlar öldürülmez. İnsan öldürmek, insandaki Tanrı’yı öldürmek anlamına gelir. Çünkü, doğa, insan, Tanrı bütünlüğü söz konusudur. Bu bakımdan çeşitli törenlerde hayvanların, örneğin, öküzlerin kurban edilmesi Zerdüşt inancına aykırıdır. Zerdüşt peygamber de böyle söylemektedir. Ama zamanla çeşitli etkinliklerde, kutlamalarda, örneğin öküzlerin kurban edilmesi önemli bir ritüel haline gelmiştir. Mitraizmin  Svastikası (Gamalı Haç) Aryan halklarının sembolüdür. Hitler’in, Nazilerin bu sembolü Aryan halklardan  aldığı anlaşılmaktadır.

Geef een reactie

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *