İnsanlar, insanlık, toplumlar için korkutucu değerler, davranış tarzları ( II )

İbrahim GÜÇLÜ

İnsanlarda, insanlıkta, toplumlarda var olan bir kısım negatif ve pozitif değerleri, o değerlerin güttüğü davranış tarzlarını gözden geçirdim. Hiç şüphe yok ki bu negatif ve pozitif değerlerin hepsinin kaynağı insandır, insanlardır. İnsanların, insanlığın, toplumların başına bela olan değerlerin yaratıcıları olarak, nasıl kendilerine kötülük ettiklerini görmek zor değildir.

Üzerinde durduğum değerlerin, onların güttüğü davranış tarzlarının, insanların, insanlığın, toplumların kendilerinin yarattığı virüsleri ve korkutucu aktörleri olduğu düşünüyorum. Özel, sosyal, siyasal, eğitim, iş, sosyal ilişkimizde de bu değerlerin ve bu değerlerin güttüğü davranış tarzlarının zaman-zaman bizler için de korkutucu olduğunu yaşayarak görüyoruz.

Üzerinde sığ şekilde de olsa duracağım değerler, bana insanlara, insanlığa, toplumlara sonradan bulaşan ve insanın kendisinin de yaratıcısı olduğu olumsuzluklar olduğunu açıktır. Bir kesiminin kesinlikle sonradan, iktidarlar, sistemler, ideolojiler, felsefeler, dinler tarafından bulaştıkları konusunda da şüphe duymuyorum. Bir kısmının ne zaman, hangi dönemde, hangi koşullara bağlı olarak insanlara, insanlığa, toplumlara bulaştıklarını saptamak da tabi ki oldukça zordur. Çünkü o değerlerin bir kısmı yüz binlerce, milyonlarca sene öncesine dayanan değerlerdir.

Bu değerlerin ve davranış tarzlarının hepsi, hemen-hemen bütün toplumlarda, milletlerde ve insan topluluklarında, halklarda var olan ortak değerler ve davranış tarzlarıdır. Ama bu değerlerin ve davranış tarzlarının seviyesi, oranları, toplumlardan toplumlara, milletlerden milletlere göre:  Eğitim seviyesi, kapalı ve açık toplum olma, demokratik rejimde yaşamakla, faşist ve otoriter rejimlerde yaşamak arasında değişmektedir.

Bu değerler hangileridir onların bir kısmına geçen yazımda baktım. Bu makalemde de başka bir kısım değerler üzerinde duracağım. Bununla  bu değerlerden ve değerlerin güttüğü davranış tarzlarından uzaklaşma, uzak durma konusunda uyarıcı etki yapacağımı düşünüyorum.

Yalan ve Kürtlerin inkârı yalanı: Her toplumda belli oranda var olan bir değerdir. Özellikle de geleneksel ve kapalı otoriter rejimler altında yaşamak zorunda kalan toplumlarda daha çok kadastrofik bir değerdir. Yalan aldatmak amacıyla gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür. Doğru, gerçek olmayan, uydurma, asılsız söz, bir insan davranışı, bir ahlâktır.

Geleneksel toplumlarda bireyler, aile içinde anne ve babalar, çocuklar çoğu zaman yalana başvururlar. Yaptıklarını gizlerler. Bu davranış tarzı aile içinde büyük tahribatlara yol açara. Kavgalara neden olur.

Öğrenciler öğretmenlerine karşı yalana başvururlar. Buda öğretmen ve öğrenci ilişkisinde sakatlığa yol açar. Sağlıklı ilişkilerin kurulmasını engeller.

Köy, ilçe, şehir ünitelerinde yaşam biriminin çapına göre yalanlar söylenir. Toplum ve yaşam üniteleri bu yalanlarla zehirlenir. Yalanlardan dolayı yanlış yollar izlenir.

Yalan sözler, yani gerçeğe uygun olmayan sözler aileler, aşiretler arasında, farklı toplumsal çıkar grupları arasında çatışmalara yol açarlar.

Devlet kurumlarında yalanlar, basiretli ve verimli iş yapılmasını engeller. Bürokratlar arasından çelişki ve çatışmalara yol açar.

Siyasi parti ve örgütler içindeki yalanlar, partilerin ve örgütlerin sağlıklı yoluna devam etmesini engelledikleri gibi; parti ve örgüt üyeleri arasından güvensizliğe, giderek çatışmalara yol açar.

Devletler egemenlik sistemlerini devam ettirmek, sömürgeci uygulamaları, faşist işlemlerini, haksızlıkları ve hukuksuzlukları, adaletsizlikleri gizlemek ve göstermemek için yalana başvururlar. Bir dönem sonra bu yalanların toplamı ve sentezi resmi ideoloji haline gelir.

Türk Devleti böyle bir yalan gerçeğiyle karşı karşıya. Türkiye’deki hükümetler, iktidarlar çoğu zaman yalanlara, yanıltıcı bilgileri yaymak için olağanüstü çaba gösterirler.

Türk Devleti’nin en büyük yalanı, Kürtlerle ve Kürt milletiyle ilgilidir. Türk Devleti kuruluşundan kısa bir süre sonra, Kürtlerin ayrı bir millet olmadığını, Türk olduğu yalanını savunmaya başladılar.  O tarihten sonra söylenen bu yalan resmi devlet tezi ve ideolojisi haline getirildi. Bu ideolojik, siyasi, toplumsal koca yalandan sonra Kürtlere her türlü insanlık dışı uygulama reva görüldü. Kürtlerin Türkleştirilmesi için, olağanüstü strateji, politika, uygulamalar geliştirdiler.  Kürtlerin meşru milli, toplumsal hak arayışları kanla bastırıldı. Kürdistan’da toplu kıyımlar ve kırımlar yapıldı. Jenosid sürekli ve sistematik hale getirildi. Günümüzde halen de Kürtler milli haklarından mahrumdurlar.. Türk Devleti, Kürtlerin ülkesi Kürdistan’da sömürgeci, faşist, ilhakçı sistemi çok kanlı, çok acımasız, çok adaletsiz, hak ve hukuk dışı yürütüyor.

Türk Devleti kendi Türk vatandaşını da bu yalana inandırmış durumdadır. Bu nedenle hem devlet ve hem de toplumsal bir yalan mekanizmasından bahsetmek olanaklı.

Türk Devletinin bu koca yalanı halen de çatışma için şartları yaratan durumdadır. Kürtleri sürekli provoke ederek kendi devlet olma imkânlarından yararlanarak, Kürtlere kötülük yaptı. Katliam taptı. Halen de bu kötülüğünü devam ettiriyor.

Koca bir yalanın yol açtığı, tarihi ve büyük bir trajedi ortada var. Bu trajedinin varacağı yer itibariyle Türk Devletinin neler yapabileceğini de kestirmek olanaklı değildir.

Nefret ve Nefret suçu: Yalanla nefret arasından doğrudan bir bağ vardır.

Nefret, “bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygudur. Birinin kötülüğünü istemeye varan tutkudur; yok etme isteğine varan bir yansımadır. Bu yüzden nefretin en yüksek derecesi öldürmeyi isteyen nefret olarak adlandırılır. İnsanları, nefret ettiği insanı sevmemek; uzaklaştırmayı ve ortadan kaldırmayı istemedir.

Bizim içinde yaşadığımız toplumlarda insanların bu davranış ve hareket tarzına rastlamak olağan bir durumdur. Üzülerek belirtmek gerekir ki, bu nefretten dolayı birbirini yok eden, birbirine zarar veren yüz binlerce insanın davranışına şahitlik ediyoruz. İnsanların bu nefret duygularından dolayı birbirlerine akıl almaz zarar verdiklerini yaşayarak görüyoruz.

Hiç şüphe yok ki, Türk Devletinin Kürtlere karşı beslediği duygulardan biri de, nefrettir. İşlediği suç da nefret suçudur.

Bu nefret sucunun günahı çok büyüktür. Tahribatının sınırları geometriktir.

Ne yazık ki, Türk Devleti bu zehrini Türk insanına da akıttı. Onları da kendine benzeterek, Onların Kürtlerden, sonra da birbirlerinden nefret hissini geliştirdi. Normal Türk insanı nefretle Kürtlere zarar vermekle, onları küçük gören düşünceler üretmekle kalmamakta,  birbirine zarar vermeye başlıyorlar. Nefret suçuna kitlesel anlamda bulaşıyorlar.

Türk Devleti’nin Kürtleri yok etme duygusu bir nefret duygusudur. Uygulamalarıyla yaptıkları bir nefret suçudur.

Nefret suçunun vardığı yer soy kırım ve jenosiddir.

Çok açık ki, Kürtlere karşı bir Türk Devlet nefreti, aynı zamanda Türk toplumsal nefreti söz konusudur. Kürtlere karşı devlet ve toplumsal nefret suçu işlenmektedir.

Diyarbekîr, 18. 05. 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir