Hereketa AZADÎ ÜMMET ADALETLE KURULUR

“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki [hayatınızla] tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın. Ve Elçi’ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisingeri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, [ey Peygamber,] daha önce yöneldiğin hedefi [bu topluluk için] kıble olarak tayin ettik: Şüphesiz bu, Allah’ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir; zira unutmayın ki Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.” (Bakara 143)

‘Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde halife (yönetici) kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır. (Sad 26)

Gerçek şu ki, Allah adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl 90)

Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adaletli olun. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide 8)

Yukarıdaki ayetlerde işaret edildiği üzere, ümmet; ancak Kur’an referanslı, adil, kapsayıcı, herkesin kendini ifade edebildiği eşitlikçi ve adil bir sistemin varlığıyla oluşur. Gerçekten ümmet bilincine sahip olanlar, herkesten önce bu sistemi uygulamakla yükümlüdürler. Kendilerinin yapmadığını başkasından beklemek Allah tarafından kınanmış ve reddedilmiştir: “Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir günahtır.” (Saf 3)

Şu anda yeryüzünde halkı Müslüman olan bütün ülkelerin İslam’ın ölçülerine taban tabana zıt seküler temelli Ulus Devletler olarak hüküm sürdükleri inkârı kabil olmayan bir gerçektir. Böyle olduğu halde, içinde debelendikleri ırkçı ideolojilerine bakmadan ümmetten yanaymış gibi bir tavır sergilemeleri trajikomik bir akıl tutulmasından başka bir şey değildir.

Emperyalist projenin gereği olarak kurulan dört ırk temelli devletin arasında paylaştırılan Kürtlere katliam dâhil her türlü zulmü reva görenlerin ‘Kürtler ümmeti bölüyor’ iddiasında bulunmaları, kasıtlı ve bilinçli bir çarpıtma olduğu kadar zulmün sürdürülmesi arzusunu yansıtmaktadır.

Barzani’nin, tam da onların uzun zamandır sahip oldukları statüye talip olması; Farsları, Türkleri ve Arapları adeta çılgına çevirmiştir. Ümmetin birliği başta olmak üzere, Müslümanların lehine olan hiçbir konuda ortak hareket etmeyen bu devletler, Kürtleri suçlamak, aşağılamak, tehdit etmek ve ağır saldırılara hedef yapmak amacıyla ittifak kurmayı büyük bir maharet ve hızla başarmaktadırlar. Birbirlerinin yüzüne bakamayacak, yan yana gelemeyecek kadar, düşmanlıkta sınır tanımayanlar bile ne hikmetse bu konuda ortaklık yapmakta tereddüt etmemişlerdir.

Kürtlere Allah’ın tanıdığı hakları yüzyıldır zulüm, baskı, şiddet ve katliamlarla ellerinden alıp çiğneyen ve Kuran’ın ifadesiyle en büyük günahı işleyenler, sahte ümmet söylemiyle İnsaniyeti kübra olan İslamiyet’i, bir kez daha kirli hesaplarına alet ediyorlar.

İzzet ve şerefi Allah’ın yerine güç ve iktidar sahiplerinin yanında arayıp zulümlerine ortak olan, bunun için fetva üretmeyi görev sayan, Kuran tarafından cahil ve istismarcı olarak nitelendiği halde kendini “âlim” olarak pazarlayanlar da devletlerin İslam karşıtı Irkçılığına fetva üreterek ve kılıf hazırlayarak ortak olmaktadırlar. “Elleriyle kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara 79)

İslam’dan ve Müslümanlıktan söz etmenin temel şartlarının başında adalet yer almaktadır. Bunun için, “Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz” hadisindeki yüzleşmesi ve kendine ayna yapması gerekir. Ümmet olma yolunda ilk adım ve ilk şart budur. Laf ve düşmanlık üretmek asla değildir.

Bir diğer şart da başkalarının uymasını istemeden önce, ırkçı saplantılardan vazgeçip İslam’ı kendi toplum ve devletinin hâkim gücü haline getirmektir. Bunun gereğini yerine getirmeden başkası bunu yapmıyor diye eleştirmeye ve suçlamaya hakkı olmadığını görmektir. 16,10,17

Ayetullah Aşiti.

AZADÎ Hareketi Sözcüsü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir