DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK SEVİCİLERİ BİZ KÜRT YURTSEVERLERİNE BİRKAÇ SÖZ…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Biz Kürt Yurtseverleri,, haklı olarak demokrasiyi ve özgürlükleri seviyoruz, hem de aşırı seviyoruz. 

Demokrasiyi ve özgürlüklerin sevicisi olduğumuzdan, bu iki kategorik parametreyle; devleti, hükümeti, Türk siyasi partilerini, Türk liberallerini, Türk sosyalistlerini, Türk sosyal demokratlarını, Kemalistleri, Türk muhafazakârlarını değerlendiririz. Onların demokrat olmadıklarını, düşünce, ifade, örgütlenme ve kategorik olarak diğer tüm özgürlüklere karşı olduklarını, bu özgürlükleri ayaklar altına aldıklarını ifade eder, yazar ve konuşuruz.

Özellikle de Kürt millet meselesinde haklı olarak bu parametreleri kullanırız.

Kürdistan’ı işgal ve ilhak eden, Kürdistan’ı alt sömürge statüsünde tutan; Kürtlerin bütün milli haklarını gasp eden; Kürt katliamlarını gerçekleştiren; Kürt liderlerini idam eden; Kürdistan’ı Kürtsüzleştirmek için toplu sürgünler yapan; Kürtleri Türkleştirmek isteyen devleti eleştirmek, mahkûm etmek için bu parametreleri kullanırız.

Devletin bu yapısını savunanlara karşı bu parametreleri kullanırız.

Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmek olduğu ve özgürlükleri garanti altına aldığını düşündüğümüz için, demokrasiye sarılırız.

Bu tutumumuzda da yüzde yüz haklıyız.

                                                 *****

Ama haklı olmadığımız nokta, empati yapmamamızdır. Bu iki kategorik hayati konuda kendimize, partilerimize, derneklerimize, gazetelerimize, dergilerimize, televizyonlarımıza, radyolarımıza bakmamamızdır.

Başkalarına çuvaldızı batırmadan önce, kendimize iğneyi batırırsak; sorun farklılaşır. Biz Kürt yurtseverleri, daha objektif, döneme uygun farklı gelişme sağlarız. Hiç şüphe yok ki, demokratikleşiriz.

Eğer biz Kürt yurtseverleri, empati yapar ve kendimize bakarsak: Tablonun çok parlak ve aydınlık olmadığını görürüz.

*Biz Kürt okumuşları, aydınları, yurtseverleri, yazarları, gazetecileri, yayıncıları olarak ne kadar demokratız? Halkın kendi kendisini yönetmesine ne kadar sevdalıyız? Demokrasi ile alakası olmayan Kemalizm,  Jakobenizm, Baasizm, Bonapartizm, Stalinizmden ne kadar arınmış durumdayız?

Elimi vicdanımın üzerine koyduğum zaman: Buna olumlu cevap veremiyorum.

*Düşünce, örgütlenme, ifade ve diğer kategorik özgürlüklere saygılı mıyız ve uygulama alanına geçiriyoruz muyuz? 

Bu soruya da olumlu bir yanıt verecek durumda değilim.

Biz Kürt yurtseverleri (özellikle de siyasetçi Kürt yurtseverleri):

-Kendi dışımızdakilerin düşüncelerine saygı duymuyoruz.

-Eleştirilere tahammül etmiyoruz.

-Dışımızdakilerin ifade özgürlüklerini kullanmalarını rahatlıkla engelleyebiliyoruz. Onlara kırılıp, ilişkilerimizi kesiyoruz. Onları izole ve tecrit etme yoluna gidiyoruz. Elimizde imkân olursa, onun hayati can damarlarını kesmek istiyoruz.

                                            *****

Bizim siyasi partilerimizin, derneklerimizin, vakıflarımızın, dergilerimizin, gazetelerimizin, televizyonlarımızın, dergilerimizin ve diğer kurumlarımızın: Demokrasi, demokratlık, özgürlükler konusunda karneleri hiç de iyi değil ve durumları hiç de parlak değiller; tabir caizse karneleri kırık notlarla dolu.

Bu kurumlarımızın, demokrasi ile alakaları sözden öteye geçmiş durumda değildir. Demokrasi yapısallaşmış ve kurumlaşmış bir kültür ve sisteme dönüşmüş değildir. Kürt milletine ve halka inanmıyorlar. Bu nedenle, darbeci ve jakobenisttirler.

*Bu kurumlarımızdan partilerimiz:

-Düşünce çoğulculuğuna tahammül edemiyorlar.

-Parti yöneticileri ve üyelerinin aynı düşünce modunda olmasını istiyorlar.

-Parti yönetici ve üyelerinin özgürce kendilerini ifade etmelerine tahammül etmiyorlar.

Bu konuda daha ileri gidilmesi halinde, partiden ihraç, uzaklaştırma, tecrit gündeme geliyor.

*Siyasi partilerimiz, dışarıdan gelen eleştirilere karşı tahammül dereceleri daha zayıf ve daha kırılganlar.

Kendilerine yönetilen eleştirileri anlayışla karşılamaları yerine, küskünlük ve kırgınlık gösteriyorlar.

Partilerinde kendilerinin eleştirilmesini istiyorlar. Kamuoyu önündeki eleştirilere daha da olumsuz bakıyorlar ve sevmiyorlar.

Daha olumsuz olan şey, dışarıdan gelen ve yapılan eleştirilere, üyelerinin hakaret etmelerine göz yumuyorlar.

Eleştirenleri toplantılarına çağırmıyorlar?

Daha ötesi kendilerini eleştirenlerin partilerine gelmemesini açıkça söyleyebiliyorlar.

                                          *****

*Televizyonlarımız, dergi ve gazetelerimiz farklı düşüncelere, ezber bozan düşüncelere kapalılar. Onlar da siyasi partilerimiz gibi statükocular. Vesayet altındadırlar. Bu vesayet sadece örgüt, parti, yönetim vesayeti değil. Aynı zamanda ideolojik vesayetidir..

Bundan dolayı da renkli, çoğulcu fikirleri barındıran, sarsıcı ve deprem yaratıcı düşüncelerin ortaya çıkaramıyorlar. Böyle olunca da entelektüel dünyaya ve muhalif kültüre de hizmet edemiyorlar.

                                                    *****

ABD Federal Mahkemesi ve AİHM, sarsıcı, deprem yaratıcı olmayan görüşleri, fikirden saymıyor.

                                                   *****

BBC HABER YORUMCUSUNUN DEMOKRASİ, DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KONULARINDA: İMC TELEVİZYONUNA VERDİĞİ DERS, BU KONUDA TAŞLARI YERLİ YERİNE OTURTACAK DURUMDA….

Biliniyor ki İMC Televizyonu, PKK’nın televizyonuydu. Kemalist, Alevist, Stalinist solcuların da ağırlıkla konuştukları ve program yaptıkları bir televizyondu.

İMC’nin bu yapısal durumu: Demokrasi, özgürlükler konusundaki sicilinin iyi olmadığını ve olmayacağını açıkça gösteriyor.  Ayrıca İMC sahibinin, demokrasi “d”siyle, özgürlüklerin “ö”süyle alakası yoktur.

İMC Televizyonunun sahibi PKK, üstelik kendi içinde ve dışında düşünce, ifade, eleştiri özgürlüğünü kullanmak isteyenleri katletmiştir. Bunların sayısı on binlerle ifade edilebilir.

İMC Televizyonu buna rağmen, demokrasiden, özgürlüklerden çok bahseden bir televizyondu. Bu konularda da herkesten, televizyonlardan, gazetelerden, dergilerden hükümetten, her partiden ve özellikle AK Partiden şikayetçi bir televizyondu.

İMC, günlerden bir gün, BBC’nın bir haber yorumcusu gazeteci ile röportaj yapıyordu. Demokrasi ve özgürlükler konusundaki şikâyetlerini sıraladı.

Haber yorumcu bu konu ile görüşlerini – dinlediğim kadarıyla – katılmadığı görüşleri olmasına rağmen, objektifçe ifade etti.

Ama konuşmasının bir yerinde, İMC Televizyonuna bir soru sordu. Dedi ki, “Peki siz İMC Televizyonu olatak, kendinizi demokratlık, düşünce, ifade, diğer özgürlükler konusunda nereye oturtuyorsunuz? Ne konumdasınız?” dedi. Ama devam etti. Dedi ki, “daha açık cevap veresiniz diye daha somut sorayım. Örneğin siz PKK’ya muhalif olan İbrahim GÜÇLÜ’ye programlarınızda yer veriyor musunuz?

İMC Programcısının cevabı: Demagojik, iki yüzlülükten öteye geçmedi. Balonu tam anlamıyla söndü.

                                            *****

İşte demokratlık, düşünce ve ifade özgürlüklerini içselleştirmek ve savunmak demek: Farklı, karşıt, incitici, çarpıcı, sarsıcı, deprem yaratıcı, ezber bozucu, senden olmayan, senin gibi olmayan düşüncelerin ifade edilmesine saygı duymak, onlara olanak sağlamaktır.

Kişiler, devletler, hükümetler, siyasi partiler, diğer kurumlar (televizyonlar, radyolar, gazeteler, dergiler ve diğerleri), ancak bu durumda demokrat ve özgürlükçü olabilirler.

Yoksa sözde demokratlık ve özgürlükçülük kolaydır.

Amed, Şubat 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir