Ayhan Bilgen, HDP’yi yanlış tanımlıyor ve PKK’yı de koruyor

İbrahim GÜÇLÜ

7-8 Ekim 2015’deki Kobani olaylarından dolayı yeniden bir operasyon gerçekleşti. Bu operasyon sonucu, birçok HDP’li yönetici, eski milletvekili ve belediye başkanları, Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, Altan Tan da yakalandı.

Ayhan Bilgen tutuklandı. Gözaltına alındıktan sonra  konuşmaya başladı. “Eğer serbest bırakılırsam belediye başkanlığından istifa edeceğim” diye laflar etti. Bu lafları Kürt kamuoyunda da hayli tartışıldı. Her Kürt birbirine sormaya başladı. “Ayhan Bilgen zoru görünce imana gelip, birlerini satıyor mu?” dediler.

Altan Tan da HDP hakkında daha önce yaptığı konuşmalara döneme uygun açıklamalar yaptı. Bundan dolayı da HDP’den yollarını ayırmıştı Ama yeniden konuştu.

Her ikisinin açıklamalarının ne anlama geldiği, HDP’de bir karşılığının olup olmadığı, açıklama yapanların niteliği ve amacı üzerine günlerdir tartışmalar devam ediyor. Ben de bir televizyon programında bu konularda görüşlerimi açıkladım. Anlaşılan sorunu daha net hale getirmek için yazmak da gerekiyor.

Hiç şüphe yok ki, bu konunun birçok yönleri var. Birçok soruyu ve sorunu da içinde barındırıyor. Bir makalenin sınırları çerçevesinde tüm yönlerini açığa kavuşturmak, tüm soruları ve sorunları cevaplamak zor da olsa, denemek ve yazmak gerekiyor.

Bu konuyu açığa çıkarmak, doğal olmayan durumları izah etmek için, açıklama yapanların kimliklerinin de öncelik ve önem taşıdığını düşünüyorum

ÖNCELİKLE ALTAN TAN VE AYHAN BİLGEN’İ TANIYALIM. NEREDEN NEREYE GELDİKLERİNİ TANIMLAYALIM…

Altan Tan ve Ayhan Bilgen İslami cenahtan gelen inançlı, her ikisi de İslami cenahta siyaset yapan insanlardı. Altan Tan, Necmeddin Erbakan’ın kurduğu partilerde, en sonunda da R. Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının kurduğu AK Parti’de siyaset yaptı. Altan Tan’ın, R. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde yanında olduğu, danışmalık yaptığı ile ilgili güçlü kanaatle var. Ayhan Bilgen MAZLUM-DER gibi İslami duyarlığı olan bir insan hakları örgütünün başkanlığını yaptı.

Altan Tan ve Ayhan Bilge değişik zaman momentlerinde PKK’nın yasal partilerinde yer aldılar. Yer aldıkları parti ya da partiler, liberal değişik farklı düşüncelerin birlikte siyaset yaptıkları bir parti değil. İnançsız, Stalinist, İslamcılara düşman, otoriter, muhalif görüşe sahip olan insanları öldürerek ortadan kaldıran, Kürt Yurtseverlerini katleden, değişik sol eğilimlerden, İslamcılardan insanları katleden bir örgüt.

İsmi geçenler kendi idealleriyle yüzde yüz ters olan bir partiye katıldılar, orada milletvekili, belediye başkanları oldular.

Bu doğal bir durum ve dürüstçe bir tutum olabilir mi? Kesinlikle doğal bir durum olamaz.

HDP’ye karşı tutum belirlemelerinden sonra, bu ismi geçen bayların iyiliğinden, iyi meziyetlere sahip olduklarından bahsetmek ne kadar doğrudur?

Şunu çok iyi bilmek gerekir ki, Ayhan Bilgen ve Altan Tan öyle söylendiği gibi sütten çıkmış ak kaşık değiller.

 Bu durumun neden doğal olmadığını, hangi amaçla PKK yandaşı bir örgütle beraber olduklarını genel panorama olarak “karşılıklı kullanım” bölümünde açıklayacağım.

Başka bir gerçeği ifade edeyim: Çözüm süreci döneminde Ayhan Bilgen’le bir televizyon programına katıldım. Programda, “PKK’nın bir devlet projesi olduğunu, şimdilerde İran, Suriye, Irak devletlerinin de güdümünde olduğunu, Kürt partisi olmadığını, Kürtlere düşman bir parti olduğunu, Kürtleri bağımsızlık amacından uzaklaştırmak için kurulduğunu, Kürtleri katlettiğini, bundan dolayı PKK’nın silahlı mücadelesinin öncelikle Kürtlere karşı ve Kürtlerin aleyhinde olduğunu, bundan dolayı da kayıtsız şartsız silah bırakması gerektiğini ifade ettim.

Ayhan Bilgen, “devlet, PKK’nın isteklerini yerine getirmelidir. Devlet PKK’nın isteklerini yerine getirmezse PKK’nın silahlı mücadele sürdürmesi hakkıdır” dedi.

Onun için de olup biten gelişmeleri doğal olarak nitelendirmek olanaklı değildir. 

Altan Tan, daha önce HDP ile yollarını ayırdı. HDP’den bu yol ayrımının nedeni, farklı görüşte olduğunu açıkladı. Oysa HDP tarafından yeniden milletvekili adayı olarak gösterilmiş olsaydı ve milletvekilliği kesin olsaydı, HDP’den ayrılmayacaktı.

HDP’den ayrıldıktan sonra AK Parti’de yer bulamayacağı için Karamollaoğlu’nun partisine geçti. Onun partisinde son seçimlerde milletvekili adayı oldu.

Son zamanlarda da, yine Davutoğlu ve Babacan Partilerine yakınlık duyduğuyla ilgili güçlü duyumlar var.

Aslında bu tablo da, doğal olmayan ve dürüstlükle bağdaşmayan bir duruma açıkça işaret ediyor.   

AYHAN BİLGEN’İN AÇIKLAMASININ DÖNEMİ VE YERİ SORUNLU…

Ayhan Bilgen yakalanmadan önce de HDP’yi farklı değerlendirdiğini ileri sürenler var. Olabilir de. Ama bir gerçek var ki, belediye başkanlığı devam ederken, HDP hakkındaki görüşlerini dile getirmiyor. Gözaltına alındıktan ve tutuklandıktan sonra HDP hakkında farklı görüşlerini açıklıyor.

Ayhan Bilgen’in açıklamalarının dönem ve yeri itibariyle sorunlu olduğu açıktır. İnsanın kafasında soru işaretleri yaratan bir durumdur. Eğer tutuklu olmadığı dönemlerde bu açıklamalarını yapmış olsaydı, kariyerini ve çıkarlarına karşı alarak açıklama yapmış sayılırdı. O zaman Onun açıklamalarını farklı parametrelerle değerlendirmeye tabi tutmak olanaklı olurdu. Oysa yaptığı açıklamaların dönemi ve yeri temel parametre olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, çok fazla bir kıymet taşımamaktadır. 

AYHAN BİLGEN’NIİN SÖYLEDİKLERİNİN PKK/HDP’DE BİR KATŞILIĞI YOK…

Denklemi doğru kurmak lazımdır. HDP kendi başına bir örgüt ve varoluş, bağımsız bir aktör değildir. HDP, PKK olmadan var olamayacak bir örgüttür. PKK ile var olduğundan, HDP’ye kan ve can veren PKKdir. Onun için HDP’yi değiştirmek için PKK’yi değiştirmek gerekir.

PKK de değişmeyeceğine göre, HDP’yi de değiştirmek olanaklı değildir. Hiç bir babayiğidin de kârı değildir. Çok babayiğit, üstelik de Kürtler içinde siyasi otorite olan babayiğitler, PKK’yi değiştirmek istediler, bunun beceremedikleri gibi, PKK’ya benzediler. Öylece de bir kıymeti harbiyeleri olmadı ve kalmadı.

Ayhan Bilgen gibi hala eklenti olmaktan öteye geçemeyen ve aktör olamayan birinin söylediklerinin PKK/HDP’de somut bir  karşılığı olamaz.

Bilindiği gibi, Altan Tan daha önce konuşmuştu. Hem de daha fazla konuşmuştu. Onun konuştukları HDP’de ve hatta Ayhan Bilgen de bile karşılık bulmadı. HDP değişmedi aynı yoluna devam etti. Altan TAN, HDP’den ayrılmak zorunda kaldı. Eski yuvasına döndü.

Ben PKK’yi çok iyi tanıdığımdan, ne yazık ki ve üzülerek belirteyim ki Ayhan Bilgen’in söylediklerinin kriminalaze edileceğini; PKK/HDP’nin ana çekirdeğindeki karşılığının, “Ayhan Bilgen’in kendisini sattığıdır.” Bunu bugün yüksek sesle söylememeleri hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü PKK/HDP’de kahramanla ajan, cesur insanla korkak insan arasında çok ince bir sınır çizgisi vardır. Bu yaklaşımdan dolayı kendi içinde binlerce Kürt yurtsever gencinin infazına karar verdi.

AYHAN BİLGEN SORUNU YANLIŞ TANIMLIYOR: HDP TÜRKİYECİ. SORUN OLAN SORUN, PKK’LI OLMASI. PKKYI DE KORUYOR…

Ayhan Bilgen, sorunu ve HDP’yi yanlış tanımlıyor. Çok açık olan bir şey var ki, HDP kendisini bir Kürt ve Kürdistan partisi olarak tanımlamıyor. Kendisinin daha çok Türk ve Kürt halklarının temsilcisi olduğundan bahisle  daha çok Türkiyeci ve Türkiyeli olduğunu iddia ediyor.  O zaman kaba bir parametre ile bakılırsa, HDP’nin Türkiyeli ve Türkiyeci olmamasının bir nedeni yok.

İşin gerçeği, eğer HDP, Kürt ve Kürdistanlı,  Türkiyeli ve Türkiyecii değilse, kimliksiz bir varlık ve oluşumdur. Kendi kimliğini PKK’de bulmaktadır.

Ayhan Bilgen sorunu,  “HDP’nin PKK ile ilişkisi sorundur “deseydi anlamlı olurdu. Onu da demiyor. Bunu dememek için de PKK’yı koruyor. Diyor ki, “HDP’nin Türkiyeli ve Türkiyeci olmamasında asıl etkin Kandil ve İmralı (yani PKK) değildir. HDP içindeki bir anlayış ve grup eğilimidir” diyor. 

Ayhan Bilgen bu yaklaşım ve tutumuyla, bir grup arkadaşını da bilerek ya da bilmeyerek bir yerlere (ki bu devlet ve PKK’dır) hedef gösteriyor. İki kanalda da üste çıkarak, kendisine yeni bir yer ve kariyer oluşturuyor.

Bundan da ortaya çıkıyor ki, Ayhan Bilgen PKK’dan değil HDP’den rahatsız. Ne yazık ki, koca-koca siyasetçiler ve gazeteciler, araştırmacılar, akademisyenler de bunu tespit edemeyecek kadar da basiretsiz, bilgisiz, vizyonsuzlar.

KARŞILIKLI KULLANIM GERÇEĞİ VAR. SONUÇTA BÜTÜN YOLLARIN ROMA’YA AÇILMASI GİBİ, BÜTÜN YOLLAR PKK’YA ÇIKAR…

Türk devletinde siyaset etiği geçmişte bir parça vardı. Şimdilerde siyaset etiği tümden ortadan kalkmış durumdadır. Onun için prensiplerle hareket etmek, prensipler çerçevesinde ittifak yapmak kalmamış. Günlük, kişisel, grupsal, partisel dar çıkarlar çerçevesinde siyaset yapılıyor.

Bu nedenle herkes, her parti, her siyasi güç, halkı kullanıyor. PKKyı kullanıyor, birbirlerini kullanıyorlar.

Özelde bakarsak: Sendika başkanları kazanmak için PKK’yı kullanıyor. Kişiler milletvekili ve belediye başkanı olmak için PKK’yı kullanıyor. Siyasi partiler, parsa toplamak için PKK’yı kullanmaya çalışıyor. Son günlerde koca eski ve yeni siyasi partilerin Kobani tutuklamalarını gerekçe göstererek PKK’ya yağ çekmeleri, siyasi rant elde etme isteğinin sonucudur. Asıl olarak da PKK’nın Kürtleri araçsallaştırmasına çanak tutmaktır.

PKK’yı terörist kabul eden eski bir başbakanın, bir bakanın bunu yapmasının başka anlamı var mı?

Asıl önemli olan PKK da herkesi kullanıyor ve araçsallaştırıyor. Sonuçta da asıl olarak o kazançlı çıkıyor. Bütün yollar Roma’ya çıktığı gibi, sonuçta büyün kirli ve temiz sular PKK havuzuna akıyor.

Ayhan Bilgen, Altan Tan, diğerleri milletvekili ve belediye başkanı olmak için PKK limanına demir attılar. PKK da onları kullandı. Kullanım tarihi son bulmuş mal gibi her biri diğerini bir yere savuruyor.

Olanlara birazda bu pencereden bakalım.

Diyarbekîr, 20 Ekim 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir