23 HAZİRAN SEÇİMLERİNE GİDERKEN…


Evet, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararının ardından partiler seçime hazırlanıyor. Peki ama nasıl?

Önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu seçimin kuşkusuz kilidi Kürtlerdir. Ve yapılacak olan bütün politikalar yine Kürtler üzerinden yapılacaktır.

Çeyrek asır boyunca İstanbul ve Ankara’da seçim kazanamayan CHP, 31 Mart’ta Kürtlerin kayıtsız şartsız desteği ile seçimi kazandı. Kazandı kazanmasına ama HDP veya Kürtler`in adını zikretmekten ısrarla kaçındı. Üstelik 31 Mart YSK darbesi denilebilecek olaylar karşısında da üç maymunu oynadı. Seçilmiş belediye başkanları ve belediye meclis üyelerinin mazbataları KHK hukuksuzluğuyla alınırken, aynı CHP kör sağır ve dilsiz olmayı tercih etti. Belki de YSK’yı karşılarına almak istemediler.

Ama olmadı, işler sarpa sardı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri iptali gündeme geldi ve iktidarın yaptığı itirazlar bir bir kabul edildi. İtiraz süreci devam ederken mazbata verildi ve gündem biraz soğudu.

Tabi bu arada HDP’nin onlarca itirazı jet hızıyla red edilmeye devam ediliyordu. HDP verdiği bütün açık desteğe rağmen CHP ve ortaklarından destek görmedi. Muş Belediyesi 132, Malazgirt Belediyesi 3, Hakkâri/Esendere Belediyesi 30, Şemdinli Belediyesi 130 oyla kaybedilirken, buralardaki geçersiz oyların sayısı yukarıda verdiğim sayıları 5’e hatta 10’a katlarken CHP’nin sesi yine duyulmadı.

Ayrıca seçim bittikten tüm adaylık tartışmaları çoktan sona erdikten sonra seçilmişler KHK’lı diye birer birer azledilip mazbataları verilmiyordu. Daha sonra mazbatayı alan İmamoğlu ve CHP’si konuşmalarında destek veren herkese teşekkür ederken, ısrarla HDP ismini kullanmamaya özen gösteriyor, bir yandan da hümanist görüntüleri ile pot kırmamaya çalışıyordu. CHP’nin ahlaksızları bununla da bitmiyordu. Kürdistan’da anneler polis tarafından coplanırken, beyaz tülbentleri yerlerde sürüklenirken o ve ortakları çıkıp ta tek bir kelime etmiyorlardı.

Artık, HAK HUKUK ADALET palavrası rafa kaldırılmıştı. CHP felsefesi tam olarak buydu ve bu felsefe yaşatılıyordu. Öte yandan CHP’nin bütün ahlaksızlarına rağmen HDP ısrarla AKP karşıtlığı üzerinden bu zihniyete koşulsuz destek vermeye devam ediyordu. Seçim sürecinde yapılan onca ihlale onca haksızlığa ve onca hukuksuzluğa ses çıkarmayanlar, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen zihniyet rolünün hakkını veriyordu!

Ama olmadı ve YSK seçimi iptal etti. Artık o yılan kendilerine dokunmuştu. Ve CHP dile geldi. Kemal Kılıçdaroğlu YSK üyelerinden çete üyesi olarak bahsetti ve ağzına geleni söyledi. Medyaya yansıyan konuşması ibretlikti; adeta, bize bunu nasıl yaptınız diye, YSK üyelerini vatan haini ilan edip onları afaroz ediyordu. Tek tek isimlerini sayıyor ve yer yer soyadları ile dalga geçiyordu. Tüm bu konuşmaları dokunulmazlık zırhına güvenerek yapan Kılıçdaroğlu, içerdeki onlarca vekilin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında parmağının olduğunu unutuyordu veya dalgaya devam ediyordu. Uzun uzun alkışlar, Kemal Kılıçdaroğlu’nu daha da gaza getirip YSK’nın tüm kirli çamaşırlarını ortaya döküyordu. ‘‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır‘‘ diyerek, kendisi ve çizgisi hakkında çok doğru bir tespitte bulunuyordu. Zira bugüne kadar yapılan haksızlıklara ses çıkarmamış ve susmuşlardı.

CHP, Kürtlerin oylarını cepte mi sayıyor?

Maalesef bu algı HDP eliyle yaratılmış durumda. Korkarım HDP, artık seçmenini bile ikna etmekte zorlanabilir, yani iktidar kesin bir çözüm sunsa bile, HDP seçmeninin büyük bir oranını CHP’ye kaptırmış görünüyor. Yukarıda belirtilen onca haksızlığa rağmen, HDP’nin Sol Kanadı jet hızıyla Kemalizm`e yeşil ışık yaktı. Ve yine kayıtsız şartsız bir destek sunacaklarını ifade ettiler.

Burada açıkça belirtmek isterim ki HDP`nin Kürt seçmenini getirmiş olduğu nokta çok tehlikelidir. Bu bir siyasi tavır değil, Kürtleri AKP karşıtlığına kurban etmedir.

CHP’ye sunulan bu açık destekten rahatsız olan bir kesimin sesi az da olsa çıkıyor. Koşulsuz oy verilmemesini dile getiren ya da buna benzer konularda görüş belirten Kürtler, “birileri” tarafından çoktan AKP’li ve benzeri sıfatlarla itham edilmeye başlandı bile.

Öte yandan cılız da olsa, HDP‘nin içinde birkaç kişi, oyların stratejik olarak kullanılabileceğini, Kürtlerin menfaatleri doğrultusunda adımlar atılması gerektiğini, uygun şartlar sağlandığında Kürt seçmenin iktidara da oy verebileceğini dile getiren bir kesimde var.

Herhangi bir strateji veya menfaat belirtilmeden iptal gecesinin sabahında HDP’li yetkililer çıkıp CHP’ye destek açıklaması yapmaları, siyaseten anlaşılır bir durum değildir.

Madem siyaset çözüm üretme sanatıdır, bu sanatı en iyi şekilde icra etmek siyasetçilerin en asli görevi olmalıdır.

Buraya kadar yapılan değerlendirmelerden AKP’ye destek anlamı çıkaranlar, akli melekelerini yitirmiş bir tür Kemalist ideolojinin zehirlenmesine maruz kalmış self-kolonyal aklın zuhur bulduğu zavallı kişilerden başka bir şey değildirler.

Kaldı ki iktidar partisinin Kürtler üzerinde baskısı bu kadar yoğun iken, sokakta anneler coplanırken, cezaevlerindeki durumlar ortadayken, kalkıp iktidar partisine oy verin demek veya yukarıdaki haklı eleştirilerden bu anlamı çıkarmaya çalışmak, akıl ve mantık işi değildir.

Yalnız netleşmesi gereken konu şudur; bir Kürt olarak ben bu seçimden nasıl kazançlı çıkabilirim, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve siyaseten çözümü konusunda nasıl bir adım attırabilirim demek gerekmektedir.

Bunun dışında, hiçbir şey yokmuş gibi her şey dört dörtlük gidiyor izlenimi yaratıp seçmen özelinde Kürtleri CHP’ye mahkum etmek, ileride kırılması güç olan bir süreci beraberinde getirecektir. CHP zihniyeti, Kürtleri artık hedefe ulaşmada bir araç olarak görüp birkaç tatlı sözle kandırabileceği konusunda ciddi yol kat etmiş görünüyor. Bunun en somut örneği tutuklu bulunan HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın ismini ağızlarına almalarıdır. Dikkat edin CHP’nin başındakiler değil, bunu sokaktaki elemanlarına söyletiyorlar. Maalesef Kürtler de, bu melek yüzlü şeytanlara itibar ediyor.

CHP ve Kemalizm Kürtlerin ve Kürt kazanımlarının en büyük düşmanıdır. Ellerinde Şeyh Sait ve onlarca mazlumun kanı vardır. Tarihleri karanlıktır, Dersim generali Seyit Rıza’nın bizzat katili, Piran Aslanı Şeyh Abdurrahman Efendi ve arkadaşlarını diri diri yakılmasının faili, insanlık dışı uygulamaların ve kirli zihniyetin adresidir CHP.

Ayrıca Kendisiyle beraber cirit atan Meral Akşener de, binlerce faili bellinin sorumlusudur. Kendisi karanlık dönemin İçişleri Bakanıdır. Kürtler HDP eliyle bir akıl tutulması yaşıyor.

‘‘Dijminê Bab û Kala nabe dostê lawa‘‘ sözü tam da burada kullanılması gereken bir sözdür. CHP ve Kemalizm tezi Kürtlerin meşru haklarına düşmandır; bunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Bu zihniyetin sokaktaki temsilcilerine bakalım. Geçen günlerde CHP’nin resmi yayın organı Halk TV’de yapılan bir sokak röportajında,  etrafına bir sürü Kürt toplanmış gayet şık giyimli bir cumhuriyet kadını, iktidara verip veriştirirken, seçimin iptaline tepki göstererek AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a haddini bilmesi konusunda tavsiyelerde bulunuyor ve haksızlıklardan dert yanıyor. İşte tamda bu esnada söz Selahattin Demirtaş’a geliyor ve Demirtaş’ın konuştuğu için cezaevinde olduğunu dile getirdikten sonra, etrafında toplanan kalabalıktan güçlü bir alkış alıyor. (Alkış Selahattin Demirtaş’ın ismi zikredilirken kopuyor.) Bu pek bilgili, hakkı, hukuku savunan kadın saniyeler sonra içindeki zehri etrafında toplanan kişilere ve onu izleyenlere akıtıyor. Orda bulunan onlarca Kürde rağmen (Selahattin Demirtaş’ın ismi söylenirken kopan alkışlardan anlaşılıyor.) Kadın Kurdistan Bölgesel Yönetimi Eski Devlet Başkanı Sayın Barzani hakkında şöyle diyor; “Çözüm sürecinde Barzani’yi kırmızı halılar serip karşılayan Kürdistan bayrağını, Türk bayrağının yanına asan Tayyip Erdoğan değil miydi?” diyerek bilinçaltındaki Kürt düşmanlığını açıkça ifade ediyor, çünkü ona göre tehlikeli olan Selahattin Demirtaş veya HDP değil, Barzani şahsında Toprak ve Bayrak sahibi Kürtler. İşte Yalçın Küçük, işte Kemalizm ve işte CHP zihniyeti. Maalesef medyada ara sıra rast geldiğimiz birkaç tatlı Selocan sözünden sonra, gerçek anlamda Kürtlere olan kinin, nefretin ve düşmanlığın açıkça ortaya çıkışı…

Özetle; böylesine kin, nefret ve düşmanlıkla dolu bir kafaya oy verirken en az bir kere düşünmekte fayda vardır.

Kürt sorununun çözümünü esas alan ve bunu ortaya koyduğu prensiplerle dile getiren ve bu ülkede iktidar olmak isteyen herhangi bir kesimin Kürtler olmadan iktidar olamayacağını ifade etmek, etmekten aciz olmak nasıl açıklanabilir?

Seçimin iptal olduğu gecenin sabahında, CHP’nin arka bahçesi gibi açıklamalar yapan zihniyet, Kürt Sorunun özünden uzaklaşmakta ve Kemalizm`in kucağına düşmektedir. Bu da şerefli ve millî belleğe sahip her Kürdün gönlünde onarılması güç yaralar açmaktadır.

CHP’li veya İyi Partili birine karşı Kürt ve Kürdistan kelimelerini kullanmak, Kürtlerin Temel Hak ve Hürriyetlerini savunmak veya bunları dile getirmek, onların gerçek niyetlerini ortaya çıkarmaya yetecektir. Çünkü bu kelimeler onların kimyasını bozacaktır.

Sırf seçimi kazanmak için Kürtlere tatlı ve sempatik görünme yoluna giren ve 31 Mart’ta YSK’nın eliyle hukuksuzluklar yapılırken, onlarca siyasetçi haksız yere sudan sebeplerle içerde tutulurken, Vekiller açlık grevindeyken, birçoğu kritik eşiği aşmışken, Hak Hukuk ve Adalet kavramlarını kendilerine helal gören CHP ve ortaklarına Kürtlerin iradesini kayıtsız şartsız teslim etmek nasıl bir aklın ürünüdür?

Sırf Iğdır’da HDP kazanmasın diye aday çıkarmayan ve bunu açıkça dile getiren Meral Akşener’e destek vermekle Erdoğan’a destek vermek arasında nasıl bir fark vardır? İktidarı bu kadar eleştirenler CHP ve faşist ortağı İyi Parti’ye Kürtlerin oylarını altın tepside neden sunuyorlar? Bunun yorumunu size bırakıyorum.

HDP’nin bu kayıtsız şartsız desteğine karşı kamuoyu oluşturulmalıdır.

HDP’nin bir an önce atmış olduğu yanlış adımdan geri dönerek, bölgeye vekillerden oluşan bir heyet gönderip kanaat önderlerine, bölgedeki siyasi partilere, STK temsilcilerine ve halka seçimde nasıl bir yol izlenilmesi konusunda danışması, kime ve nasıl destek verileceğini, şayet destek verilirse bu desteğin hangi şartlarda verileceğini tartışmalı ve bunu bir rapor olarak kamuoyuna sunması gerekmektedir.

Saygılarımla…

Bahoz Colemerg

12.05.2019/ Ankara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir